Ana içeriğe atla

KILIÇDAROĞLU'NUN KUCAĞINDAKİ ŞEY

(Fotoğraf: Hasan Cemal)

Her koyun kendi bacağından asılır.

İşte anayasada yer alan ‘suç ve cezaların şahsiliği prensibi’ de buna yakın bir anlam taşıyor. İşlediğiniz suçtan ya da alacağınız cezadan siz sorumlusunuzdur bir başkası değil. Bu arada ‘asılır’ dedim ancak, tarihimizde bundan tam 50 yıl önce bugün yaşanan 27 Mayıs 1960 ihtilâli neticesinde ‘asılarak’ öldürülen Adnan Menderes ve iki arkadaşının asılması konusuna bu yazımda değinmeyeceğim.

Günün mânâ derinliğine binaen sadece bir cümleyle de olsa 27 Mayıs 1960 ihtilâline değinmiş olup, yazımın asıl konusuna dönüyorum.

Kaset ve Baykal meselesiyle ilgili ‘ayrıntıya girmek istemiyorum’ demiş Hasan Cemal. Sahiden de ayrıntısı, hiç de ahlâki olmayan bir mecraya çekebilir bu tartışmayı. Zaten sanırım o yüzden girmemiş. Ancak ayrıntıya girmese de bir vurgusu var Hasan Cemal’in.

Önümüzdeki dönemde Kılıçdaroğlu’nun çözeceği problemlere ek olarak, Baykal ile ilgili de sorun yaşayacağının mesajını veriyor.

Ayrıntıya girmek istemiyorum. Ancak, Kılıçdaroğlu’nun kucağında bir sorun daha var : Baykal sorunu…(Hasan Cemal, Milliyet, 26 Mayıs 2010)
Muhtemelen aslında söylemek istediği, ancak mahremiyet ve etik dışı bir sahada olduğu için bazı şeyleri söylemediği belli oluyor Hasan Cemal’in. O da konuşsam olmuyor, sussam gönül razı değil ikileminde gibi görünüyor.

Hasan Cemal’in işaret ettiği nokta, detayları ve şifreleri şimdilik kendisinde saklı, ancak bir ölçüde doğru. Bir ölçüde diyorum, çünkü şayet bu Baykal konusuyla ilgili Kılıçdaroğlu’nun üzerine çok gelinirse, Kılıçdaroğlu'nun söyleyeceği şey şimdiden belli : ‘Her koyun kendi bacağından asılır!’

Kılıçdaroğlu bundan daha büyük bir krizi ya da köşeye sıkıştırılma çabasını, bakın asıl hangi noktada yaşayacak?

Tunceli’li bir Kürt ve alevi olmasına rağmen, Kurultay’da ‘kürt’ kelimesini özellikle kullanmadığı herkesçe biliniyor.

Onur Öymen’in ‘Dersim isyanında analar ağlamadı mı?’ çıkışından sonra, bu söyleme önce reaksiyon gösterdiğini, sonra ‘geri adım atmak zorunda bırakıldığı’ nı hepimiz biliyoruz.

Tunceli Hozat Belediye Başkanı Cevdet Konak, Kılıçdaroğlu’na bir mektup yazmış. Mektuptan bir kesit alalım. ‘…Unutmadık Kemal Bey, dün kadar yakındır Dersim’den ve Kürt sorununun çözümü karşısındaki görüşlerinizden geri adım attığınızı. Tevatür odur ki, partinizde analarımızı ağlatanların mirasına sahip çıkan monşerlerin sesiymiş sizi bastıran…Şimdi ölülerimiz yattıkları yerden size sesleniyor. Ne olur bir daha geri adım atma evlat ve gereğini yap artık ! (Radikal İki, 23 Mayıs 2010)

Şu an ortalık yatışmış. Ancak o dönem, Kılıçdaroğlu’nun katıldığı tüm konferanslarda katılımcılarca nasıl protesto edildiğini, bu dalga dalga yayılan protestoların, Kılıçdaroğlu’nun yurt dışında katıldığı toplantılara nasıl da sirayet ettiği hâlâ hafızalarımızda.

Önümüzdeki süreçte, Kılıçdaroğlu’nun kucağına verilecek olan Baykal sorununu önemsemiyor, ihmâl ediyorum. Sorunu küçümsediğimden değil, ondan daha ciddi, tarihsel kökenleri olan, toplumsal vicdanlarda tahribat yapmış daha önemli bir Dersim meselesi olduğundan böyle söylüyorum. Hem de bu mesele Kılıçdaroğlu'nun kucağına verilmeyecek.

Çünkü zaten kucağında. Sadece nadasa bırakılmış...

Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...