Ana içeriğe atla

Taksim Meydanı'nın ismi 1 Mayıs Meydanı olabilir mi?


Taksim Meydanı’nın adının 1 Mayıs meydanı olarak değiştirilmesi konusu gündemde. Zaten bu talebin ilk ciddi sinyalleri, 1 Mayıs 2010 Cumartesi günü Taksim Meydanındaki kutlamalar esnasında kürsüden dillendirilmişti.

Açıkça ilân etmeseler de, kimi çevrelerde, bak işte, özgürlüklerin sonu yoktur elini verirsen kolunu kaptırırsın , verdikleri kavga sonucunda önce meydanı kutlamalara açtırdılar, şimdi de ismini değiştirecekler şeklinde muhafazakâr bir tutum var.

Çok şükür ki artık Kızıl Meydan’da ABD askerleri boy gösteriyor da, komünizm tehlikesi kimsenin dudaklarını uçuklatmıyor.
Yani ciddi çevrelerde, bu işin sonu bir yerlere varacak endişesini kimse taşımıyor.

Ancak yine de, değişik gerekçelerle de olsa, böyle bir şeyin olmaması gerektiği yönünde görüş bildirenler de yok değil.

İlginç olan iki nokta var.
Birincisi, bilinmektedir ki 1 Mayıs, aslen Marksist solun, şeklen de Türk sosyal demokratlarının (!) temel argümanlarındandır.

Taksim Meydanı’nın isminin 1 Mayıs Meydanı olarak değiştirilmesi konusu ise dinci(!) bir iktidar döneminde gündeme geliyor. İşin sadece bu boyutu bile ilginçtir.

Ancak ikinci bir husus var ki, ilginç olduğu kadar da acıdır. Acı.

Çok acı.

Devlet, 1 Mayıs’ın 32 yıl sonra Taksim Meydanı’nda kutlanmasının önünü açıyor, o da yetmiyor iktidar, ana muhalefet partisiyle kol kola girerek meydanın isminin de değiştirilmesini tartışmaya açıyor.

E, bir şey tartışılıyorsa yol alıyordur.

Hem de öyle görünüyor ki bu tartışmanın sonunda bu iş isim değişikliğiyle de sonuçlanacak…

Ancak tüm bunlar olurken bir tek şey olmuyor. Göstericilerin kanının bulaştığı ve birilerinin de boğazına kadar kan gölünde olduğu 1 Mayıs 1977 olayları hakkında, hiçbir kamu otoritesi açıklama yapamıyor.

Yapmıyor demiyorum.

Ya-pa-mı-yor diyorum.

Ama inanıyorum ki, hiç bir şey gizli kalmayacak, gün gelecek,
birileri de bu katliamın sorumluluğuyla ilgili deşifre olacak.

300 yıllık meydanın adının değişmesinin mümkün olup olmayacağı hususuna gelince?

Olur efendim. Neden olmasın?

624 yıllık koca bir cihan devletinin ismi değişebiliyorsa, 300 yıllık minik bir meydanın ismi de hayli hayli değişir.

Bişeycikler de olmaz.

Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …