Ana içeriğe atla

TÜRK İCADI -ENSEST SOL- ZEHİRİ VE KILIÇDAROĞLU ' NUN BUNA PANZEHİR OLUP OLAMAYACAĞI

(foto: Güngör Uras )


Dünya sol hareketine ve literatürüne Türk icadı olarak geçecek ensest sol kavramı, adı üzerinde solun ensest bir hâl almış şeklidir.

Ensest sol konusuna ilgi duyan okuyucularımız, konuyla ilgili detaylı bilgileri ve teorik çözümlemeleri,
Ensest Sol, Konjonktürel Sol ve 10 Aralık Hareketi adlı makalemizden alabilirler.

Şimdi de, dünkü tarihi CHP kurultayına dönelim.

Güngör Uras’ın dediği gibi, tuttuğumuz takımın gol attığı her futbol maçını "tarihi karşılaşma!"olarak kabul ede ede tarihi ucuzlattık. ( Putin ile 20, Medvedev ile 17 anlaşma, Tamamı Tarihi (!), Güngör Uras, Milliyet, 14 Mayıs 2010 )

Güngör Uras kızacak ancak dünkü CHP kurultayı sahiden de tarihiydi. Çünkü özellikle CHP’nin son bir kaç yıl içerisinde takındığı ensest sol tutumundan ötürü, sosyalist devrimci Türk solu, CHP ile arasına ciddi bir mesafe koymuştu.

Hoş, bu resmi tersten okuyup, CHP’ de zaten sosyalist devrimci Türk soluyla arasına mesafe koymuştu da diyebilirsiniz.

Nasıl değerlendirirsek değerlendirelim, 12 Eylül 1980 sonrası süreçle başlayıp, siyasal iktidarın AKP’ ye kaptırılmasıyla devam eden son yedi yıldan beridir, CHP rejim kavgası verip, Ergenekon'un avukatı olduğunu ilân etmekten, yüklenmesi gereken sosyal demokrat misyonunu unutmuştu.

Ne oldu dünkü CHP kurultayında?

12 Eylül öncesi ve sonrası sosyalist Türk devrimci hareketinin önemli isimlerinden olan Eşber Yağmurdereli dün CHP kurultayındaydı.

Bu olayın sıradan olduğunu düşünmüyorsunuzdur umarım.

Çünkü kendisine ‘İlk kez mi bir CHP kurultayı izliyorsunuz?’ şeklinde yöneltilen soruya, ‘Evet, ilk defa geliyorum’ diye cevap verdi. (Analiz, Eşber Abi de Geliyor, Utku Çakırözer, Cumhuriyet, 23 Mayıs 2010)

Eşber Yağmurdereli hayatında ilk kez bir CHP kurultayına katılmıştı. Muhtemelen, Kılıçdaroğlu’nun bundan sonraki söylemlerine bakarak CHP ile arasındaki mesafeyi de netleştirecektir.

Bu ise, arkasından gelebilecek ve azımsanamayacak nitelikte etkili bir devrimci sosyalist kadronun CHP’ ye karşı yeniden pozisyon alması, belki de CHP’ye yaklaşması anlamına gelecektir.

Önümüzdeki süreçte bakacağız, Kılıçdaroğlu yeni bir soluk, yeni bir nefes olabilecek mi? CHP’nin statükocu ensest sol anlayışını tasfiye edebilecek mi?

Her ne kadar, Kılıçdaroğlu dünkü kurultayda ensest solun değil solun argümanlarıyla hükümete yüklenmişse de, yukarıda sorduğumuz iki soruya ‘evet’ diye cevap verebilmek için henüz çok ama çok erken.

Ama evet diye cevap verdiğimiz anda bilinmelidir ki; statükocu ensest soldan bunaldığı için AKP ve hatta diğer bazı muhafazakâr partilere teveccüh göstermiş devrimci sosyalist kadrolar ile ABD ajanlığı ile suçlanan liberal demokratlar ve küskün sosyal demokratlar, rotalarını keskin bir hamle ile CHP’ ye kırabilecektir.

Son tahlilde Kılıçdaroğlu, Türk icadı olan statükocu ensest sol zehrine panzehir olursa bu durum; değişimin, dönüşümün gerçek tanımı olacaktır.

Bekleyip göreceğiz.

Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...