Ana içeriğe atla

NE YAP NE ET, ŞAYETET KOMANDOLARINI XTİR ET !

İbrani alfabesinin ilk harfi: ALEF

MOSSAD, dünyanın en etkili gizli haberalma servisidir. İsrail'in dünyayı karıştırmak ve dünyada fesat, bozgunculuk çıkarmak için sıklıkla istifade ettiği ve hedef ülkelerde örgütlenmiş casusları bulunan, karanlık işlere imza atan bir istihbarat örgütüdür. Zaten iç içe geçmiş gibidirler. MOSSAD İsrail, İsrail' de MOSSAD demektir...

Öyle osuruktan işler yapmazlar. Mesela herhangi bir üçüncü dünya ülkesinde darbe yapacakları zaman, profesyonelce gerçekleştirirler işlerini. Ellerine yüzlerine bulaştırmazlar.

Kitlesel katliamlar konusunda da bir numaradır İsrail. Eline kimse su dökemez. Gazze'de ablukada zulüm gören Filistinlilere yardım malzemesi götüren Türk gemisine yaptıkları saldırıyla birlikte, son süreç göstermiştir ki; İsrail, dünya terör örgütlerinin sistematik ve organize bir şekilde yaptığını, bir devlet olarak üzerine almıştır. Her konuda iddialı olduğu gibi, oluk oluk kan dökmek konusunda da iddialıdır.

Sadece iddialı da değildir, ceberrut bir cüretle bu iddiasını ispatlamıştır da.

İnsani yardım gemisindeki sivilleri kıyıma uğratan İsrail'in Şayetet komandolarının ellerindeki kan kolay kolay kuruyacak gibi görünmüyor ! Çünkü Gazze’ye insani amaçlı yardım taşıyan gemideki sivillerin savunmasız bedenlerine mermi çekirdeklerini nasıl da yağdırdıklarını tüm dünya gördü…

Siyaset bilimcilerin diline pelesenk olmuş komplo teorisi kavramının terminolojide bu kadar kemikleşmesinin sebeplerinden biri de İsrail’dir. Çünkü öyle siyasi oyunlar ve manevralar gerçekleştirirler ki, normal bir insanın aklı bile almaz.

Bir toz tanesinin katrilyonda biri küçüklüğünde basit ve sıradan bir örnek; Sri-Lanka devletine hücumbot satıp, Sri-Lanka hükümetiyle savaşan Tamil Gerillaları’na da (Tamil Kaplanları) hücumbotların nasıl batırıldığını öğreten bir devlettir İsrail.

Dünya bir satranç tahtasıysa, İsrail bu satranç tahtasındaki taşları temsil eder. Üstelik hem siyahları hem de beyazları. Satranç tahtası üzerindeki her iki renkte de, hem de ezici çoğunluğu teşkil edecek kadar taşları vardır.

Ama, çok bilen çok hata yaparmış sözünü hatırlayalım. İsrail’in bugüne kadar uyguladığı devlet terörüne karşı, milyonlarca hristiyan-müslüman bir araya gelse, İsrail’in son marifetinde ortaya koyduğu ‘gerçek İsrail portresini’ delilleriyle birlikte tüm dünyaya bu kadar net aktaramazdı. İşte bu işi İsrail, istemeden de olsa başardı ve ilk kez bu kadar yalnız kaldı...

Yahudi devletinin artan yalnızlığına dikkat çekilen, İngiliz dergisi Economist'in başyazısında, İsrail'in bu maço tavrıyla daha güçsüz hale geldiği ve Filistinlileri hapsetmeye çalışma politikasının garip biçimde zindancıyı mahsur durumda bıraktığı yazıldı.
( Cumhuriyet, Dış Haberler Servisi, Maçoluk İsrail'i Yalnızlaştırıyor, 5 Haziran 2010 Cumartesi, sf.10)

Ne kadar ilginç?

Casusluk, strateji, psikolojik harp ve elli yıl sonrasının hesabını yapıp politikalarını ona göre belirlemede uzman olan İsrail, son gemi katliamıyla, çamura saplanmıştır.

Bakmayın öyle kendinden kendinden emin, ne yaptığını bilen, savaş kazanmış muzaffer mareşal kumandan pozlarına...Değil elli yıl , bir gün sonrasının bile muhasebesini yapamamış, dünyaya nasıl hesap vereceğini kara kara düşünmektedir aslında.

Şu an pişmandır İsrail emin olun. Katlettiği sivillere acıdığından değil tabii ki…Katliamcı yüzlerinin kamera görüntülerini, dünya kamuoyuna hem de kendi elleriyle servis etmek zorunda kalmış olmak gibi bir duruma düştüler de ondan.

Bir banka soyguncusunun, ben hırsızlık yapmadım deyip, sonra banka kasasını nasıl soyduğunu gösteren görüntü kayıtlarını polise teslim etmesinden farksızdır son yaşananlar.

Adli Tıp Kurumu Başkanı Doç. Dr. Haluk İnce'nin İsrail saldırısı sonucu hayatını kaybedenlerin kurşun yaraları üzerinde yaptığı inceleme sonucu söylediklerine kulak verelim :

Bizim bugüne kadar hiç görmediğimiz bir şeydi bu. İlginç bir şey… Rastlamadığımız bir şey, normal dışı, anormal bir şey… 20 yıllık adli tıpçıyım. 20 yılda görmediğim bir yaraydı bu. İçinde bulunan mermi de görmediğim bir şeydi. Görünce çok şaşırdık… Bu farklı bir şey, bunun çapı yok. Anlatamam, görmeniz gerekir. Tarifle olmaz...(Milliyet, Internet, 05 Haziran 2010 )

Şimdi hükümete düşen, adli tıp sonuçlarının dünya ve Türkiye kamuoyuna açıklanmasıdır. İsrail ise bu lekeyi temizleyemeyecek olsa da, hiç değilse, üstüne sıçrayan kanı biraz azaltmak istiyorsa, Şayetet 13 komandolarına madalya vermek yerine, onları xtir etmelidir. Oluşan ulusal ve uluslararası kamuoyu baskısını, hiç değilse ancak bu sayede bir ölçüde azaltabilir...

Acıda olsa, bu yaşananlar bir yönüyle zaten yaşanacaktı da...Çünkü kulların olduğu gibi, devletlerin de hayat sahnesinde rolleri vardır ve İsrail bu sahnedeki rolünü oynamaktan başka bir şey yapmıyor. Şu ayet her şeyi anlatıyor zaten.

Beniisrail, yeryüzünde sürekli fesat çıkarıp bozgun yaratacak, harp ve fitne ateşi yakacaktır. Allah’ın onlara öfkelenmesinin sebeplerinden biri de bu fesatçılık karakteridir. (İsra Suresi, 4-5; Maide Suresi, 64) [1]

Yahu içlerinden bazıları Allah'ı öfkelendirmiş, biz kimiz ki?

Gelelim aynı masada yemek yediğimiz, aynı otobüslere bindiğimiz, dükkanından alış veriş yaptığımız Musevi vatandaşlarımıza olan tavrımızın ne olması gerektiğine...

Yahudilerle din birliğimiz de yok, kız alıp da vermemişiz...Kanlarımız birbirine karışmamış !

Biz ne kadar müslümansak onlar da o kadar yahudi, onlar ne kadar yahudiyse biz de o kadar müslümanız da diyemeyiz belki...Kutsal kitaplarımız da farklı, inandığımız peygamberlerimiz de...

Ancak, şayet müslümanım diyorsanız tavrınız yine kutsal kitabımız eksenli olmalıdır. Her şeye rağmen, hiçbir zaman öfkemize yenilmeden, haktan ayrılmadan. Yani tıpkı şu ayet de söylendiği gibi :

Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi adaletsizliğe itmesin. Âdil olun...(Maide Suresi, 8.ayet)

Sabrın sonu ile


Bibliyografya:

[1] Prof. Yaşar Nuri Öztürk, Kur'an'ın Temel Kavramları, Yeni Boyut Yayınları, İstanbul 1997, sf.61-62
1 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …