Ana içeriğe atla

GİZLİ KAMERALAR, ASKERİ DARBELER VE TEKNOLOJİ


Son bir kaç yıldır ülke gündemindeki önemli konulardan bir tanesi de “dinleniyoruz” paranoyasıdır. İçinde bulunduğumuz süreç doğrulamaktadır ki, buna şimdi bir de “izleniyoruz” u eklemek durumunda kalacağız.

Siyasal iktidarı kötüleyip, yaşanan olumsuz tüm olayların kaynağı olarak hükümeti gösterme özgürlüğümüzü sonuna kadar kullanacağız elbette. Ancak ?

Bir diğer açıdan rahatlıkla denilebilir ki; yaşadığımız dinlenme ya da izlenme vakalarının asıl sorumlusu teknolojinin bizzat kendisidir.

Legal ve illegal dinleme ya da izlenmelerdeki artışı teknolojik ilerlemeye yükleyerek, siyasal iktidarı aklamak gibi ahmakça bir tutum değildir tavrım. Aksine titizlikle incelendiğinde anlaşılacaktır ki, muasır, objektif, konjonktürel ve rasyonel bir tespittir söylediklerim.

Unutmamalıyız ki, her şeyin bokunun çıktığı bir devrandır dönüyor. Sorunların asıl kaynağı olan, teknolojik ilerlemenin çıldırma noktasına gelmiş olmasını göz ardı edip, ona bakire Meryem muamelesi yapamayacağımız apaçık ortadayken, yaşananlara bir de bu açıdan bakmak lazım gelir.

1980’lerde Türkiye’de birinin dinlenmesi elbette dudak uçuklatacak bir işti. O dönemde böyle bir girişimin varlığından haberdar olmamız bile tüylerimizin diken diken olması için yeterliydi. Ya bugün?

Osuruktan internet sitelerinin sayfalarında gizli kameralı gözlük reklamlarının birkaç dolara alıcı bulduğu, kırtasiyelerde ve hatta işporta tezgahlarında gizli kameralı kalemlerin bir iki paket sigara parasına satıldığı ve herkesin rahatlıkla bunları temin edebileceği bir zamandayız artık.

Tekrarlamak pahasına; siyasal iktidarı kötüleyip, yaşanan olayların müsebbibi olarak hükümeti gösterme özgürlüğümüzü sonuna kadar kullanacağız elbette…

Ancak, nasıl ki tarihsel ya da sosyolojik bir olgu, içinde bulunduğu dönemin koşullarından soyutlanarak tahlil edilemez…

Kirli, temiz fark etmez, siyaset denilen kategori de, içinde bulunduğumuz ikibinli yılların ilk çeyreğinin teknoloji destekli koşullarından soyutlanarak tahlil edilemez. Birilerinin, ileri teknolojinin ürünlerini edepsizce, hayasızca kullanması, bu gerçeği değiştirmez.

Cumhuriyetle özdeşleşmiş bir siyasi partinin lideri, normal koşullarda başarılamayacak olan bir yöntemle, sırf teknolojinin nimetlerinden faydalanılarak, örtülü ve kirli bir gizli kamera operasyonuyla alaşağı edilebiliyorsa…Çok gizli kalması gereken bir takım görüntüler ya da vesikalar ışık hızıyla yayılabiliyorsa…

Dinleniyoruz, izleniyoruz, bu belgeler de nereden çıktı diye düşünmeden önce, hangi çağda yaşadığımız sorusunu da kendimize sormamız gerekir.

Teknoloji ne kadar ilerlemiş olursa olsun, hiç şüphe yok ki, yasa dışı yöntemlerle bazı süreçlere yön verilmesine engel olmaya çalışmak, demokratik ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de meşru hükümetin temel görevidir. Ancak akıllara zarar teknolojik ilerlemenin meşru hükümetleri de kuşattığı gerçeğini göz ardı etmeyelim.

Gelişmiş ya da az gelişmiş ülkelerde, teknolojik ilerlemenin halkın haber alma, yayma, örgütlenme hızını artırması sayesinde, askeri darbelerin yanında yapay sosyal/siyasi değişimlerin gerçekleşmesi artık imkansızlaşmıştır.

Sabrın sonu ile
3 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...