Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ağustos, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

MUTLU MUSUNUZ ? - II -

Bazı konular vardır ki, kitlelerce üzerinde ortak bir paydada buluşulması neredeyse imkânsızdır. Çünkü herkesin farklı bir yorumu vardır. Örneğin, aşk, aldatma gibi konular bunların başında gelir.

Bu gibi durumlarda, değişmez, standart, genel kabul gören mutlak tanımlar yapılamaz. Birinin söylediğine diğeri hemen karşı çıkabilir ve söylenecek sözü eksik kalanlar daima olur.

Burada önemli olan şunu fark edebilmektir; birisinin söylediği doğruyken, aksini söyleyenin de doğruyu söyleyebileceğidir. İşte mutluluğun tanımı söz konusu olduğunda, kitlelerce üzerinde ortak bir paydada buluşulması neredeyse imkânsız gibidir.

Bir önceki yazımızda bazı artı değerlere sahip bir bayan arkadaşımın, sahip olduğu bu özelliklere rağmen mutluluğu yakalayamadığından bahsetmiştim. Durumu size aktarırken bile subjektivite batağına saplandığımın farkındasınızdır umarım.

Çünkü bir önceki cümlemde ondan bahsederken ‘sahip olduğu özelliklere rağmen mutlu olamadığından’ bahsediyorum. İyi de sahip olduğu özellikleri…

AKLINIZDAN BİLE GEÇİRMEYİN

Milliyet’teki ‘Şeytanın gör dediği’ isimli köşesinde okurlarıyla buluşuyor Çetin Altan.
Kendisi, dünyanın en çok köşe yazısı yazmış yazarları arasında da aynı zamanda. Eh Türkiye' de yazar olunca cezaevinde yatmamış olması düşünülemez.
83 yaşında.

Sürekli takip etmeye çalışıyorum kendisini. Bir ömür marksist dünya görüşü eksenli mücadele verip, hep teyakkuz hâlinde olan ve silahlı ilâhlarla başa çıkmaya çalışan Çetin Altan. Askeri mahkemelerde yargılandı, hapislerde yattı. Türk siyasi tarihindeki arşivlerde yer alan, işçi eylemlerindeki ve mitinglerindeki uzun saçlı gençlik hâli geliyor gözümün önüne. Sonra oğlu Ahmet Altan geliyor aklıma…Oğul Ahmet Altan’ın, günümüzde Taraf gazetesinde sürdürdüğü çizginin arkasında vatana ihanet suçlamasını ya da Amerikan ajanlığını aramak ne derece doğrudur acaba?

Göz ardı edilmemelidir ki; önceki günlerde BDP’ ye tavrını koyan ve onlara karşı öfke dolu bir yazı yazıp, röportaj için bile BDP ile görüşmek istemediğini söyleyen bir Ahmet Altan var ka…

Bir iftar akşamı Eminönü,Gülhane,Sirkeci,İsiklâl

İSRAİL ORDUSU'NDAKİ SİLAHLI KÖSTEBEĞİ AÇIKLIYORUM !

Milliyet Internet servisinden edindiğimiz son dakika haberine göre, Gazze’ye yardım götüren Mavi Marmara gemimizde utanç verici bir olay yaşandı.

İsrail’in etkin gazetelerinden Yedioth Ahronoth’un askeri polisten elde ettiği bilgiye göre, bu utanç verici olay İsrail’ de yaşandı ve bu olayla alâkalı olarak iki asker de gözaltına alındı.

Mesele kısaca şöyle; gemimiz Mavi Marmara o meşum Aşdod Limanı’ndan bekletilirken, İsrail Ordusu’na mensup bir asteğmen gemimize giriyor.

Bu asteğmen, katliama maruz kalan gemi mürettebatına ait laptop bilgisayarları çalıyor. O da yetmiyor bir de bunları başka bir İsrail'li askere satıyor.

Sonra o asker de bu lap top bilgisayarları İsrail Ordusu’na mensup üç askere daha satıyor.

Sonuçta , İsrail Ordusu ne mutlu ki en azından bir açıklama yapabiliyor. Laptop bilgisayarlarla ilgili bir usulsüzlük olduğunu doğruluyor ancak bilgisayarların Türk gemisinden çalındığının henüz kesinleşmediğini söylüyor.

Yani ortada çalıntı bilgisayarlar olduğu kesin. İnkâr etmiy…

PARMAK UCU KLAVYE MİLLİYETÇİSİ TANIDIĞINIZ VAR MI ?

Ağustos sıcağında birisi, kumların üzerindeki güneş tam tepesinde ve dalgalar kıyıya vururken, güneş yağını büyük bir itinayla esmerleşmiş vücuduna sürüyor.

Aynı ülkede ama binlerce kilometre ileride başka birisi tüfeğine bakım yapıyor. Güneş yağı yok bu sefer. Makine yağına batırılmış bir bez parçası var.

Bir tanesi, çoğunluğunu yabancı turistlerin oluşturduğu panayır yerine dönmüş, rengârenk ışıkların gündüzden daha aydınlık kıldığı dar sokaklarda, hem sohbet ediyor hem de paketinden çekirdekleri çıkarıp bir bir çıtlıyor.

Bir başkası ise, ama çok uzaklarda, mitralyöz ateşinin saçtığı ışığın aydınlığında, hemen yanı başındaki arkadaşının vücuduna saplanmış mermi çekirdeklerini çıkarmaya çalışıyor.

Birisi gündüzleri güneşlenip tüm gününü dinlenerek geçiriyor ki, hava karardığında gecelere, âlemlere aksın.

Diğerininse gireceği bir denizi yok, yıkanamıyor bile. Uykuya hasret siperdeki arkadaşını kolluyor ki, damarındaki kan başka âlemlere akmasın.

Birisi cep telefonundaki kameradan sevgilisiy…

KİMSEYİ MEMNUN EDEMEYEN BİR ÜLKEDE YAŞIYORSUNUZ

foto: El Kaide'nin 2nci adamı Eymen El Zevahiri

El Kaide`nin tepesindeki ikinci adam Eymen El Zevahiri beyanat vermiş. Hedefteki ülke bu sefer Türkiye.

Bir bakalım ne buyurmuş El Kaide’nin tepesindeki ikinci adam Eymen El Zevahiri ?

Türk Hükümeti açıklamalar yaparak ve yardım göndererek Filistinlilere şefkat gösteriyor. Ama aslında İsrail’i tanıyor, onunla ticaret yapıyor, askeri eğitimler düzenliyor ve bilgi paylaşıyor. Değişim, yardım konvoyları göndererek ya da orada burada gösteriler düzenleyerek gelmez. Değişim, Türklerin hükümetlerini, İsrail’le işbirliği yapmaktan ve bu ülkeyi tanımaktan vazgeçmeye çağırmasıyla gelir. ( Milliyet, 16 Ağustos 2010)

Ah be Türkiye sen ne başı büyük bir ülkesin…Hiç kimseyi memnun edemiyorsun. Taraf oluyorsun, bertaraf etmeye çalışıyorlar. Tarafsız kalıyorsun bu sefer de taraf olmayan bertaraf olur diyorlar.

El Kaide ve El Zevahiri size söyleyecek tek bir sözüm var: El-insaf !

Siz ki Gazze’ ye gönderilen yardım gemimiz Mavi Marmara'yı bile insafsı…

SUÇÜSTÜ !

Georges Politzer, entelektüelizmin şahikalarında yaşamış, eytişimsel özdekçiliğin kitabını yazmış bir fikir adamıdır. Alman faşisti Nazilerin kurşunlarıyla da hayatını kaybetmiştir.

Felsefenin Temel İlkeleri adlı eserindeyse, diyalektiğin ikinci özelliğinin evrensel değişme ve sürekli gelişme kanunu olduğuna vurgu yapmıştır. Bir diğer deyişle değişmeyen tek şeyin, değişimin kendisi olduğu gerçeğini detaylı bir şekilde irdelemiştir. Antikçağ da bile pantha rei şeklinde dillendirilen evrensel değişme ve sürekli gelişme kanunu, hiç şüphesiz gerçekliğini bugün de korumaktadır. Yani günümüzde de her şey bir değişme ve gelişme hâlindedir.

Türkân Şoray’la Cüneyt Arkın’ın eski filmlerine bakınız, benzer senaryoları günümüzde artık göremezsiniz. Fakir ama onurlu bir genç ile zengin kızın hikâyesini anlatan bir film bugün çekilmiş olsa hiç kimsenin dikkatini çekmez. Herhangi bir Anadolu şehrimizin banliyösünde ergenlik dönemini yeni atlatmış evde koca bekleyen genç kızlarımızın bile…

Sadece sinema…

Biraz iş yerinden...

Dileyen fotoğrafı tıklayıp, gözlük camları üzerindeki görüntüleri tâhlil edebilir !!!

Biraz Taksim'den...