Ana içeriğe atla

MUTLU MUSUNUZ ? -I-


Halk arasındaki fısıltı gazetesi kültürünün dayattığı bir galatımeşhur vardı ki, bu yanılgıya ne yazık ki akademisyenlerimiz de düşmüştü önceki yıllarda.

Tevatüre göre, Nazım Hikmet, ünlü ressam Abidin Dino’ya ‘Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin ? ' demişti ve güya Abidin Dino’ da , o bilindik , 'yatakta koyun koyuna gülümseyen yüzleriyle uyuyan dünya güzeli çocukların olduğu' meşhur tabloyu yapmıştı.

Tevatür diyorum çünkü o bilindik resim Amerikalı bir ressam olan Dianne Dengel'e aitti ve yıllarca onu ünlü ressamımız Abidin Dino’nun eseri sanmıştık.

Sadece biz değil, akademisyenlerimiz de öyle sanmıştı ve ders kitaplarına da bu yanlış bilgiyi koymuşlardı. Bu konuya önceki yıllarda değindiğimden bugün sadece mutluluk konusunda birkaç noktaya vurgu yapmak istiyorum.

Sahiden de mutluluğun resmi var mıdır? Aslında her yerin mutsuzluğun resmiyle dolu olduğu bir ülkede yaşıyoruz yıllardır. Ancak buna rağmen mutluluğu aramaya çalışanlarımızın sayısı da az değil.

Bir kez eline geçirdikten sonra kaybedip bir türlü yakalayamayanların sayısı da…

Yakın bir genç bayan arkadaşım var. Güzel, gösterişli, havalı, alımlıdır. Bakımlıdır. Zekidir, yüksek öğrenimini tamamlamıştır. Yabancı dil bilgisi tarzanca değil, ileri düzeydedir.

Kendisini ifade etmekle ilgili sorunu yoktur ve temsil kabiliyeti yüksektir.

Rothschild ler kadar değil belki ama Türkiye koşullarında ortalamanın üzerinde olacak kadar zengindir de.

Bitmedi.

Evlidir ve eşiyle her evli çiftin yaşayabileceği tuz biber mahiyetindeki standart aksaklıklar dışında ciddi bir sorunu yoktur.

Gözle görülür ya da yaşam kalitesini sarsacak ciddi bir sağlık sorunu da yoktur. Finans sektöründe faaliyet gösteren bir anonim şirkette kariyer basamaklarına tırmanmaya başlamıştır bile…İş ve kariyer sorunu da yoktur yani.

Kendini özgürce ifade edebileceği bir aile ortamında büyüdüğünden, küçük yaştan kalma ve etkisi hâlâ süren çocukluk travmaları da yoktur. İdeolojik ve sosyolojik olarak ömrünün hiçbir döneminde kendisini ötekileştirilmiş ve yabancılaştırılmış da hissetmemiştir.

Ama bu arkadaşım, şayet bizden gizlediği bir sırrı yoksa, -ki bir şey gizlediğini de sanmıyorum- sahip olduğu tüm bunca artı değere ve kitlesel olarak neredeyse mutlu azınlık kümesine dâhil olmasına rağmen, bireysel olarak ne yazık ki mutsuzdur.

Ve hatta kronik mutsuz ya da depresif diyebileceğimiz boyutta bir mutsuzluk yaşadığı anlar da olmaktadır.

Gel gitleri vardır ve modern zamanların insanının yaşadığı mutsuzluk sarmalında nükleotidler gibi bazen yukarıda bazen aşağıda pozisyon almıştır.

Aman canım , şımarıklıktır şımarıklık! ' suizannına kapılabilirsiniz, ancak öyle bir şey olmadığını söyleyebilirim.

O zaman nedir günümüz modern zaman insanını bu kadar mutsuz eden ya da bir türlü mutlu edemeyen şey ?

Bir sonraki yazımızda bu konuyu otopsi masasına yatırmak üzere...

Sabrın sonu ile
1 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …