Ana içeriğe atla

PARMAK UCU KLAVYE MİLLİYETÇİSİ TANIDIĞINIZ VAR MI ?



Ağustos sıcağında birisi, kumların üzerindeki güneş tam tepesinde ve dalgalar kıyıya vururken, güneş yağını büyük bir itinayla esmerleşmiş vücuduna sürüyor.

Aynı ülkede ama binlerce kilometre ileride başka birisi tüfeğine bakım yapıyor. Güneş yağı yok bu sefer. Makine yağına batırılmış bir bez parçası var.

Bir tanesi, çoğunluğunu yabancı turistlerin oluşturduğu panayır yerine dönmüş, rengârenk ışıkların gündüzden daha aydınlık kıldığı dar sokaklarda, hem sohbet ediyor hem de paketinden çekirdekleri çıkarıp bir bir çıtlıyor.

Bir başkası ise, ama çok uzaklarda, mitralyöz ateşinin saçtığı ışığın aydınlığında, hemen yanı başındaki arkadaşının vücuduna saplanmış mermi çekirdeklerini çıkarmaya çalışıyor.

Birisi gündüzleri güneşlenip tüm gününü dinlenerek geçiriyor ki, hava karardığında gecelere, âlemlere aksın.

Diğerininse gireceği bir denizi yok, yıkanamıyor bile. Uykuya hasret siperdeki arkadaşını kolluyor ki, damarındaki kan başka âlemlere akmasın.

Birisi cep telefonundaki kameradan sevgilisiyle konuşuyor.

Diğeriyse termal kameradan hareketli, hareketsiz ne varsa görüntü almaya çalışıyor güvercin tedirginliğinde.

Hele bir güruh var ki, belki de hiç gitmediği o uzak, doğu coğrafyasının insanını gördüğünde yüzünü ekşitiyor…

Yetmezmiş gibi, onlar için münasip gördüğü, ailesinden miras kalan gelenekselleşmiş hakaret ya da alay yüklü haksız sıfatları kullanmaktan çekinmiyor.

Yangın yerine dönmüş ülkedeki terör treninin lokomotif gücünün, herkes gibi fütursuzca yaptığı bu aşağılamaların kümülatif toplamı olduğunu bile anlayamayacak kadar da kifayetsiz çünkü.

Değil gitmiş olmak, o coğrafyanın haritada bile gösteremeyeceği yerleri için, plazalarda ya da klimalı ofislerde kentli parmak ucu klavye milliyetçiliği yapıyor.

Bunun adı da sosyalleşmek ve fikir beyanı oluyor…

Nasılsa bedava ve tek bir tuşla da boy gösterme olanağı olduğu için üzerine de bol bol ucuz slogan sosu döküyor. Yayın bunları herkese gönderin diye de çığırtkanlık yapıyor.

Hâddinden fazla şiddetin gayedeki hikmeti yok edeceğini bilemeden !

Çoğunlukla kaynağı belirsiz ya da ortada kalmış, kendisine oturacak kucak arayan onlarca kışkırtıcı içerikli piç maili forward edip duruyor akşama kadar.


Bazen üyesi olduğu mail grubundan gelmişse, okumadan bile gönderebiliyor. Ne yazdığını bilmeden.

Hülâsa; yangın yerine dönmüş ülkede, terör treninin lokomotif gücü sosyal psikolojik açıdan incelenip somut sonuçlarda mutabık kalınmadıkça, hiçbir sorun çözülemeyecektir.

Yaşasın Türkiye halklarının ve coğrafyasının birliği ve bölünemeyecek olan bütünlüğü.

Sabrın sonu ile
2 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …