Ana içeriğe atla

DİKKATLİ OLUN, BİRİLERİ SİZİ ÜSTÜ KAPALI KÜÇÜMSEMEYE ÇALIŞIYOR OLABİLİR



Küçümseme iki şekilde olabilir.
Birinci durumda; kibir kişinin ruhuna işlediğinden, karşısındaki her şeyi ve herkesi küçümser. Bunun için bir gerekçe de göstermez.

Bu çirkin düşüncelerini kendi zihninde meşrulaştırır ve ona göre davranır. İtici olur ve çoğunlukla bunun farkındadır.

Bilerek isteyerek yapar bu işi. Yani insanların kendisine duyacağı antipatiyi göze alır ancak, beşeri ilişkilerin gerektirdiği asgari nezâket kurallarına itaat etmemekte direnir.
İkinci durumda; küçümseme daha farklı şekilde cereyan eder.

Burada küçümseme gayretinin kaynağında kibir değil, üçüncü şahsın başarısından duyulan kıskançlıkla desteklenmiş hazımsızlık yatar.
Yani hangi durumda böyle bir küçümseme gayretinden bahsedilir ?
Sözgelimi komşunuzun çocuğunun bir kış boyunca yüzme sporuyla ilgilendiğini bir tek siz biliyorsunuz. Yaz geldiğinde de denize girmek için ailelerle birlikte topluca denize gidiyorsunuz. Komşunuzun çocuğu balık gibi yüzüyor.

Diğer aileler mest-û hayran o çocuğu izleyip hayranlıklarını dile getiriyor, çocuğun yüzmedeki başarısından bahsediyor.

Sizdeyse hazımsızlık başlıyor ve hemen alaylı bir üslup ve başarının hafife alınmasını çağrıştıracak bir tavırla söze giriyorsunuz :
‘ne olacak canım, kış boyu yüzdü, antrenmanlı, o yüzden böyle yüzüyor’ .

Hadi buyurun !

Zaten onlar da çocuklarının kış boyu bu sporla ilgilendiklerini saklamıyorlar ki, kaldı ki böyle bir başarının ciddi bir çalışma ve antrenmanla gerçekleştirilebileceği ap-aşikâr ortadayken, bu şekilde konuşmak niye?

Çocuğun başarılı bir yüzücü olmasının, yüksek performansının sebebini biliyorsunuz. Kışın yapılan çalışmalar ve verilen emekten haberdarsınız.

Sıra dışı bir başarıyı getiren bu yüzme işinin kaynağında, kışın yapılan yoğun çalışmalar olduğunu biliyor olmanız, başkaları övgü dolu sözlerle konuşurken, sizin küçümseme girişiminde bulunmanızı gerektirmez.

Bu, başarılı bir ameliyat yapan beyin cerrahına duyulan teveccüh ve ilgiyi görüp; ‘ne var canım tıp fakültesini bitirdi, gece gündüz çalıştı, ondan sonra da beyin cerrahlığı konusunda uzman oldu’ demek kadar mânâsız bir tutumdur.

Özel hayatının detaylarını bildiğiniz ödüllü bir romancının romanı için ; ' hayat hikâyesini yazmış' demek de aynı şeydir.
Adama sorarlar o zaman; nasıl yapıldığını biliyorsan ve yapıldıktan sonra da böyle övgülere mazhar olunduğunu biliyorsan sen neden aynısını yapamıyorsun?

Sabrın sonu ile
1 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...