Ana içeriğe atla

NELER OLUYOR ?


19 Aralık 1997 Cuma günkü Hürriyet gazetesinde bir haber vardı. Haber, New York muhabiri Doğan Uluç mahreçliydi ve başlığı şöyleydi : 'Yılmaz’a Seçkin Devlet Adamı ödülü'

O dönem Mesut Yılmaz başbakandı ve bir Yahudi kuruluşunca kendisine Seçkin Devlet Adamı ödülü veriliyordu. O da borcunu şu cümlelerle ödüyordu :“Herkesin duyması için bir kez daha tekrar ediyorum: Türkiye İsrail’in var olma hakkını destekliyor.”

Mesut Yılmaz, var olma hakkını desteklediği İsrail’in, sivil yerleşim yerlerine attığı bombalara ne derdi bilinmez, ancak, o toplantıdan oniki yıl sonra yine bu ülkenin başbakanı , masum Filistin’li çocuklara fosfor bombası yağdıran terör devletinin en tepesindeki adamın yüzüne, uluslararası bir toplantıda haykırıyordu : Öldürmeye gelince, siz öldürmeyi iyi bilirsiniz!

Nereden nereye?

Bu konjonktürde İsrail’in Türkiye’de ki siyasal iktidara ne ölçüde sempatiyle yaklaştığı ortadayken, üstlüne üstlük referandumdan da evet sonucu çıkmasından sonra, birilerinin harekete geçtiğini düşünmemek saflık olur.

Hükümetle BDP arasında dün saat 14:30 sularında yapılacak görüşmeyle neredeyse aynı saatlere denk gelen Hakkari’deki köylü vatandaşlarımıza matuf düzenlenen minibüs katliamı, şüphe ibrelerini istikrarlı bir ülke olmamızı istemeyen yabancı istihbarat servislerine yöneltmiştir.

Ülkücü camianın en önemli isimlerinden olan terör uzmanı Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın, 16 Eylül 2010 Perşembe gecesi Kanaltürk’te yayınlanan Ters Cephe isimli programda işaret ettiği , ‘ne kadar iğrenç olursa olsun, PKK yaptığı eylemleri üstlenmektedir…gerçeği bir yana, örgütün yayın organı ROJ TV eylemi daha ilk ana haber bülteninde red etti.

Bu durumda diğer olasılığa bakalım.

Olay yerinde TSK’ya (!) ait olduğu iddia edilen iki tane sekiz kiloluk tank mayını ve olayı güya AKP karşıtı derin güçlerin yapmış olduğunu vurgularcasına bulunan askeri kasatura ve diğer materyaller.

Akıllara 1993 yılında meydana gelen ve o dönem suçun ‘islami teröristlere’ atılması için her türlü mizansenin hazırlandığı işadamı Jak Kamhi'ye Üsküdar'da düzenlenen suikast geliyor.

Çünkü Jak Kamhi suikasti sonrası olay yerinde öyle deliller (!) vardı ki, bu eylemi ‘islami teröristlerin’ yaptığının düşünülmesi için ne gerekiyorsa ayarlanmıştı.
Suikast sonrası olay yerine law silahı bırakılıyor, kullanılan araç bir cami önüne terk ediliyor, law silahının üzerinde Arapça yazılar yazıyor, teröristlerin başlarında da yeşil bereler bulunuyor…

Ancak iş o kadar abartılmıştı ki, eski MİT ajanı ve terör uzmanı Mahir Kaynak o dönem şu açıklamayı yapmak durumunda bile kalmıştı : Suikasti düzenleyenlerin bir tek mahalle muhtarına gidip, işbu faaliyet, Türkiye’de dinci düzeni kurmak üzere Savama tarafından eğitilmiş biz takkeli ve sakallı adamlar tarafından yapılmaktadır, arz olunur’ demedikleri kalmıştı.

Bu noktada, siyasi meseleleri analiz ederken, her olayın arkasında İsrail’i arama sığlığına düştüğümüz sanılmasın. İstihbarat dünyasında olaylar yorumlanırken genel geçer bir kural olan
‘ bu eylem kime yaramıştır?’ sorusuna cevap aramak bizi zaten malûm adrese kendiliğinden yönlendirmektedir.

Bu eylem sonrası barış umutlarının ve silahların susması olasılığının kalmadığı, Türkiye’nin, bizlerin kaybettiği, istikrarsız Türkiye hayal edenlerin de sevindiği kesin.

Her neresinden bakılırsa bakılsın, ülkede devam eden yangın, namlulardan çıkan mermi çekirdekleri ve patlayan bombalar etnik köken ayrımı yapmadan, Kürt , Türk demeden herkesi katlediyor.

Son dönemlerde yaşanan bu sıra dışı olayın bir an önce çözümlenmesi gerektiğine olan inancımla...

Sabrın sonu ile
1 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...