Ana içeriğe atla

ALEVİLİK ARACILIĞIYLA TOPLUMSAL RUH HALİMİZ İLE İLGİLİ GENEL DEĞERLENDİRME



Her zaman söylerim, tekrarlamaktan da sakınmam.
Memleketin başına ne geldiyse, birilerinin kendinden olmayanları yok saymasından ya da kendi gibi olmak için zorlamasından geldi. Sadece o da değil…

Birileri de herkese senelerce şunu dayattı : ‘benim gibi düşünüp, benim gibi yaşamak zorundasın’.

Kürtler, kendi işlerine gelmediğinde baş örtülülerin haklarını savunmadılar.

Sünniler, Alevileri zorunlu din dersine sokup, inançlarına saygı duymadılar.

Türkler, bu ülke için ölmeye hazır Kürtler de olduğunu unutup, herkesin Türk olduğunu kabul ettiler.

Baş örtülü kızlar Türkiye’deki üniversitelere giremeyip yurt dışına gitmek zorunda kaldığında, Aleviler ses çıkarmadılar.

Hele bazıları vardı ki; kendisi gibi düşünmeyenleri "bidon kafalı", "göbeğini kaşıyan adam", "sazan" , "vampir", "habis ur" diye ötekileştirdiler.

Halbuki güçlü donanmalara sahip ülkelerle ortak askeri tatbikat yapan ve çoğunlukla da gerçek mermilerin kullanıldığı, her şeye rağmen okyanusun üzerinde ayakta kalmaya çalışan bir savaş gemisiyiz biz…

Başların üzerindeki örtü, Kürtlük, Alevilik gibi meseleler bu ülkenin sürekli kanayan yarasıydı ama her biri farklı bir yara çeşidiydi.

Biz ne yaptık?

Farklı yaralara hep aynı merhemi sürmeye çalıştık.

Bugün de aynı şeyi yapıyoruz.

Farklı tip ve derinlikteki yaralara, aynı ilacı kullanmaya çalışıyoruz hâlâ…

En basit temel tıbbi acil müdahale refleksinden bile haberdar değiliz.

Karnı ağrıyana da aspirin, diyalize bağlanması gerekene de aspirin veriyoruz.

Bunun sonucunda da hem tedavi bekliyoruz, hem de sancılarım, acılarım devam ediyor diyen hastanın ağzına aspirini, dozunu artırarak dayıyoruz.

Dil, din, inanç, kültür, mezhep ayrımına sahip, farklı türlerin olduğu yapıdaki bir bünyeye, tek tip çözümleri dayatmaya devam ediyoruz.

Bu arada; temel insani haklarının ihlâl edildiğini gördüğünüz karşıt görüşlü birisine destek amacıyla 'ben seninle aynı görüşte değilim ancak sana yapılan haksızlığa karşıyım' diyorsunuz.

Amacınızsa şu: farklı fikirlerdeki insanların hiç değilse asgari insani müştereklerde birlikte olması gerektiğini, bunun için aynı görüşte olunmasına gerek olmadığını göstermek.

Somutlayalım.

Alevi bir tanıdığıma diyorum ki; ‘ben Alevi değilim ancak Alevilere hayasızca atılan iftiralara şiddetle karşıyım ve kınıyorum’.

Yargılayan ve manidar bir üslupla cevap gecikmiyor; ‘bak, bu açıklamayı yaparken bile Alevi olmadığını açıklamak zorunda kalıyorsun, aslında bu bile acı’.

Tabii ben bu travmatik, alıngan ve kaotik ruh halinin Alevilerin tamamı için geçerli olmadığını biliyorum.

Ama yine de 2010 yılı itibariyle geldiğimiz son nokta ortada.

Bıyık altından gülmeyin lütfen.

Tamam maruz kaldığım şey belki komik ama kabul edin hem trajik hem komik.

Sabrın sonu ile
1 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …