Ana içeriğe atla

KÖŞE YAZILARINA DEVAM


Sanıyorum Milliyet’in beni paketleyip göndermeye pek de niyeti yok.

Önceki yazımda, artık bu sayfalarda yazmak istemediğimi ilân ettim.

Konuyla ilgili düşüncelerimi aktaran detaylı bir yazı kaleme aldım.

En önemlisi, Milliyet’in blog sayfalarına, editörlerin ön kontrolüne tabi tutulmadan yazı ekleme yetkimi benden geri alın dedim.

Bunun için yetkililere mail gönderdim.

Görüyorum ki o yetkim, yani güvenilir üye sıfatım hâlen devam ediyor.

Siteye rahatlıkla yazı ekleyebiliyorum.

Hımm, kıvırma kimse seni sallamamış diyebilirsiniz.

Mümkündür, ancak bazı yazar arkadaşlar, güvenilir üye şifremi iade etmeye kalkışmakla çok büyük hata ettiğimi, böyle bir yetkiyi yıllardır yazmalarına rağmen alamadıklarını ilettiler.

Mütereddit kaldım.

Asıl niyetim önce bu yetkinin geri alınmasını sağlayıp, sonra da tedricen yazılarımı azaltıp, son olarak da bir veda yazısıyla herkese elveda demekti.

Göstergeler ve parametreler şimdilik böyle bir şey olamayacağını gösteriyor.

O zaman ben de daha bir süre burada yazmaya devam edeceğim gibi görünüyor.

Ancak gelen yorumlardan, insanların bu konuda söyleyecek birçok şeyi olduğunu gördüğümde de sevinmedim değil.

Her şeye rağmen ne kadar olduğunu bilmediğim bir süre boyunca yine buralarda yazmaya devam edeceğim.

Bu sayfalar blog amaçlı olsa da, prensip olarak bu sayfaları hem de bugüne kadar, bir kez olsun blog yazma amacıyla kullanmadım.

Yazdıklarımın hiçbirinin blog olmadığını biliyorum ve bundan sonra da blog yazmamaya devam edeceğim. Blog okumak isteyen olursa, http://www.bavergun.com/ adlı kişisel sitemden ara ara el yazımla yazıp yüklediğim gündelik yaşam olaylarını yani blogları okuyabilirler.

Başka köşe yazılarımda buluşmak dileğiyle hayırlı pazarlar efendim.

Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …