Ana içeriğe atla

İSTANBUL VE GECE


Bu gece İstanbul şehrinin üzerinde buz gibi bir bulut dolanıyor.

O bulutun soğukluğunu ters-düz edip etkisini kırmak için iki şey şart.

Önce sabah olmalı.

Ancak sabahın gelişini aceleye getirme şansın yok.

Saatler, gecenin bir vâkti bir saat ileri alınacak olsa hadi neyse. Ama öyle bir şey de yok.

Bekleyeceksin…

Bulutun soğukluğunu bertaraf etmek için sabah olması başlı başına da yeterli değil.


O soğukluğun etkisini kırmak için ihtiyaç duyulan ikinci şey; beklenen sabah şafağının yanında bir sıcak kahve.

Kahveyi de öyle ulu orta değil, sıra dışı bir yerde yudumlamalısın.

Suya düşen Kasım yaprağının sesini duyabileceğin kadar mutlak sessizlik hâkim olmalı her yere…

Tek kelime etmeden gözlerinden okuyabilmeli ‘sen’ kitabını.

Kim?

Karşında her kim varsa…

Yok yazılar küçük, imlâ hatası var, cümleler düzgün yazılmamış diye mızmızlanıyorsa zaten karşında da olmamalı.

Hem mızmızlanıyor hem de karşında duruyorsa, sen düzelt o zaman diye özgürce haykırabilmelisin.

İçine çektiğin kahveyi de aslında içmeyeceksin. Ya peki?

Tüttüreceksin.

Sabah ağzının pasını öyle bir alacak ki; yürünmemiş kum temizliğine, delinmemiş inci saflığına taşıyacak seni.

Hatırlıyor musun? diye ya sen ya da o lafa girecek ki, anlamlı bir bütünün son hâlini yaşadığını hissedebilesin.


Sonra bir bakacaksın akreple yelkovan birbiriyle çılgınlar gibi yarışmış. Size de haber vermemişler…

Bu gece şehrin üzerinde dolanan buz gibi bulutun soğukluğunu gidermek için bütün bunlar yaşanmalı.

Yoksa yarın gece de şehrin üzerinde buz gibi bulutlar gezecek.

Kasım ve bir gece ve buz ve bulutlar...

Ve İstanbul

Sabrın sonu ile
1 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…