Ana içeriğe atla

SAVAŞMA KONUŞ ! DİYEN BEŞ YÜZ BİN RADİKAL ARANIYOR




Radikal’i yeni şekliyle hiç okudunuz mu?

İnternetten değil tabii, kastettiğim gazete bayisinden satın alıp almadığınız. Hem de tanışma fiyatı hâlâ 25 kuruş. Bilirsiniz…

Bazı bayilerin önünde gazetelerin konduğu bir mekanizma vardır. Kendi ekseni etrafında 360 derece dönen, sağlam kalın çelik tellerden imâl edilmiştir ve gazeteler o dış ceplerde durur. Hatta beleş meleş, bazı vatandaşlarımız nasiplenmesin diye kimi esnaflar gazeteleri tersten koyarlar.

Sebep?

Manşet anlaşılmasın, yazılar da okunmasın diye...Birkaç gündür kendi ekseni etrafında 360 derece dönen o kalın çelik telli mekanizmaya elimi her uzattığımda Radikal’i görüyordum ama almıyordum. Çünkü; Radikal’in yeni hâlini bilmediğimden, gördüğüm şeyi Radikal’ in eki sanıyordum. Bu yüzden de satın almıyordum.

Farkındayım, kendimi içine düşürdüğüm durum baştan sona salakça. Almadığım gibi, kendi kendime de diyordum ki; yahu neden acaba Radikal’in ekini koyuyorlar da gazetenin kendisini vitrine koymuyorlar?

Neyse ki iç dünyamda yaşadığım bu komik gerekçeli diplomatik krizi aştım. Önceki gün nasıl olduysa uyandım ve Radikal’i yeni hâliyle aldım. Şimdi düşünüyorum önce hangisini söylesem? Bir iyi bir de kötü haberim var…Önce iyi haber.

Radikal’in yeni şekli gayet güzel. Sayfalar arasında kaybolmuyorsunuz. Hafta sonu dergisi okur gibi gazetenizi okuyorsunuz. Alışılagelmiş çarşaf çarşaf gazete yerine dergi formatlı gazete okuyorsunuz.

Ayrıca yeni Radikal, ‘S a v a ş m a Konuş ! Diyen Beş Yüz Bin Radikal Aranıyor!’ kampanyası başlatmış. Bunun için oluşturdukları http://www.500binradikal.com adresindeki web sayfasını ziyaret edip, ülkede çeyrek asırdan fazla süredir oluk oluk akan kanla ilgili görüşlerinizi içeren imzanızı gönderirseniz ya da videonuzu yükler, mesajınızı iletirseniz ve bu sayı 500 bine ulaşırsa…

Radikal’in yayın yönetmeni
Eyüp Can Meclis’e gidecek ve bu önerilerin yer aldığı barış dilekçesini Meclis Başkanı’na iletecek.

Gelelim kötü habere; Radikal' deki baskı hataları çok fazla. Bir iki tane olsa neyse diyeceğim. Sanki editörün klavyesine virüs bulaşmış ve beş cümlede bir tüm metinleri sabote ediyor. Radikal’in soyunduğu profesyonel misyonla hiç bağdaşmıyor.

Sanırım bu işi de 5N 1K programının yapımcısı ve aynı zamanda Radikal yazarı
Cüneyt Özdemir’e havale etmek gerekiyor.

Elimde 13 Kasım 2010 Cumartesi günkü Radikal var. Hatalardan tespit edebildiklerime bir bakın lütfen.

sf.9 Neslihan Tanış mahreçli haber: …ve bir ögğrencinin
…(doğrusu; öğrencinin)
sf.12 Mesut Hasan Benli mahreçli haber: …en az üç kinin duyması…(doğrusu; kişinin)
sf.12 “Türban sorusuna yanıt: Bıktım” başlıklı haber : …tartımalarıyla…iligili…bunllartabi ki…(doğruları; …tartışmalarıyla…ilgili…bunlar…tabii ki…)

Kürtçeye saygı duymak gerekli başlıklı haber: …yanıtldı…(doğrusu; yanıtladı)
Beşikçi’ye 7.5 yıl hapis talebi başlıklı haber: …mütalasınıpropagandasyaptğını…(doğruları; …mütalaa…propagandası…yaptığını…)

sf.13 Deniz Seyrek mahreçli haberde : …Türkiye’de 14 yıldır Tutuklu…( doğrusu küçük harfle olmalı; tutuklu )
sf.14 Tarık Işık mahreçli haberde : 2 kere …Psikilog… yazılmış.
(doğrusu: Psikolog)
sf.16 Hakikatlerini Arayan Ülkeler başlıklı haberde :…hebap sorulabileceği…(doğrusu: hesap)

Son tahlilde; bu tip hatalar olmuyor değil, hatta Milliyet' te bile çok şahit oldum ve bunu önceki yazılarımda dile de getirdim. Ama Radikal yeni imajını bu tip hatalarla daha başından gölgelememeli.

Şurayı tıklayarak, bahsini ettiğim kampanyanın sayfasını ziyaret etmeniz ve sevdiklerinizle huzurlu bir Kurban Bayramı geçirmeniz dileğiyle.

Sabrın sonu ile
1 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...