Ana içeriğe atla

WIKILEAKS SKANDALI HAKKINDA HENÜZ SÖYLENMEYENLER





Julian Assange adlı Avustralya doğumlu 39 yaşındaki bir adam, http://wikileaks.org/ adlı internet sitesi aracılığıyla dünyayı bir kez daha, ama bu sefer derinden çalkaladı. Bir kez daha diyorum, çünkü bahse konu site yeni değil. Dört yıla yakın bir süredir faaliyette ve dünyanın süper gücü Amerika’nın tüm muhalefetine rağmen, durdurulamıyor. Tıpkı tüm çabalara rağmen aranıp bulunamayan durdurulamayan Usame Bin Ladin gibi ?

Sözgelimi aynı site, geçtiğimiz nisan ayında bir Amerikan helikopterinin Irak’lı çocuklarında aralarında bulunduğu bir gurubu nasıl da öldürdüğünü yayınlamıştı. Milyarlarca insanın online olarak takip ettiği, dünya hükümetlerinin ayakta izlediği bir olayı hafife alıp, primitif komplo teorileriyle açıklayacak hâlim yok. Ancak, olaydaki gizem perdesini biraz araladığımızda, en azından şimdilik ortada çok çok gizli bir evrak ya da dünya siyaset sahnesindeki ilişkilerin köküne tuzruhu dökecek bir boyut olmadığını görebiliriz.

Önümüzdeki günlerde şahit olacağımız konjonktür gösterecektir ki; olay diplomatik çevrelerde o kadar da müessir bir sonuç yaratmayacaktır. Hatta belki de çok kısa bir sürede unutulacak etkisini yitirecektir. Daha şimdiden Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Afganistan Başbakanı Hamid Karzai; açığa çıkan belgeler ilişkilerimizi etkilemeyecektir açıklamasını yaptı bile…Çünkü açığa çıkan belgeler, Amerikalı diplomatların kendi aralarındaki yazışmalardan oluşmaktadır. Evet, şık değil, etik değil, devlet ciddiyetiyle bağdaşmaz. Yazışmalardaki seviye de bayağı düşük. Elbette Amerikalı diplomatlar her ne kadar çağdaş, muasır olsalar da, Türk diplomatları gibi yediyüz yıllık bir devlet geleneğinden gelmiyorlar. Kendi aralarındaki üsluplarının bu eksende gelişmesi bizleri pek de şaşırtmamalı.

Malûm, Almanya Başbakanı Angela Merkel’e çabuk çizilen teflon tencere, İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’a Hitler, Afganistan Başbakanı Hamid Karzai’ye son derece zayıf’ benzetmeleri yapılmış. Tabii sadece onlar değil, diğer bazı devlet liderleri de bu lakap takma işlemlerinden nasiplerini almışlar.

Seneler önce, bir televizyon kanalında Mehmet Barlas’tan işitmiştim. Alman birliğini kuran Bismarck’ın bir sözünü tekrarlamıştı Barlas : Uluslararası diplomasi ve sosis imalâtı halkın gözünün önünde yapılmaz…diye. Kanımca, koparılan fırtınanın temelinde işte tamamen bu kurala uyulmaması var. Fırtına koparılıyor dünya çalkalanıyor, ama sanırsın ki, Amerika’nın herhangi bir dünya ülkesini nasıl karıştıracağına dair bir belge falan ele geçmiş. Ya da 11 Eylül saldırılarında Amerika’nın rolünü ortaya koyan CIA mahreçli delil niteliğinde bir belge yayınlanmış.

Sahi bu olay için diplomasinin 11 Eylül’ü yakıştırmaları yapılıyor. Eh 11 Eylül saldırılarında Amerika’nın rolü, bir kısım çevrelerce hâlâ tartışılıyorsa ve WikiLeaks belgeleri için de 11 Eylül benzetmesi yapılıyorsa, neden bu belgelerin de ortalığa saçılması noktasında, Amerika’nın rolü tartışmaya açılmıyor? Bakınız, şu an yara sıcak. Bu aralar değil belki ama çok kısa bir süre sonra Türk ve dünya kamuoyunda bu belgelerin sızdırılmasında Amerika’nın rolünden bahseden yorumlar duyabiliriz. Kim bilir belki de Amerika tüm dünyaya haykırmak istediği ama aslında telaffuzunun bile mümkün olmadığı diplomatik mesajlarını vermek için WikiLeaks’i kullanmış olmasın?

Ne yani Julian Assange Amerika’nın adamı mı ? Öyle demiyorum, ama kesin olan bir şey var ki, CIA bu belgeleri yayınlatmak istese bunun için Julian Assange’i kullanır ve adamımızın kullanıldığından haberi bile olmaz. O, eline belge geldiği ve yayınlayacağı için sevinir. Tabii CIA’ da doğrudan al bu belgeleri yayınla demez. Şüphe çekmeyen aracılar her zaman vardır çünkü.

Yeri gelmişken İsveç mahkemesinin yaptığını da anlamak oldukça güç. Julian Assange İsveç’te yargılandığı tecavüz ve taciz davasından delil yetersizliğinden serbest bırakılıyor. Yani mevzu kapanıyor. Daha sonra Irak savaşıyla ilgili Amerika’nın kirli çamaşırlarını da gösteren 400 bin belge yayınlıyor. Bunun sonrasında, İsveç hükümeti, delil yetersizliğinden serbest bıraktığı Julian Assange’i tekrar yargılamaya başlıyor. Amerika'ya ait kirli belgeleri yayınlayan Julian Assange’i tekrar yargılamak isteyen İsveç, Amerika'nın, 1986'da suikaste kurban giden İsveç Başbakanı Olof Palme'ye düzenlenen suikastte rolü olduğu şaibelerini unutuyor herhâlde…

Düşünün; ortada sicili oldukça kötü görünen bir CIA var. Aynı CIA’nın sizin başbakanınızı (Olof Palme) öldürdüğüne dair şüpheleriniz var. Adamın biri de (Julian Assange ) çıkıyor diyor ki sizin başbakanınızın öldürülmesinde parmağı olduğu söylenen CIA ve bağlı olduğu ülke Amerika hakkında elimde gizli mailler, belgeler var. Siz başbakanınızın öldürülmesinde ve faillerinin bulunamamasında etkisi olduğunu düşündüğünüz bir ülke hakkında gizli belgeler yayınlayan bir adamı neden bu kadar köşeye sıkıştırmaya çalışıyor, raflarda olan mahkeme dosyalarına yeniden neden el atıyorsunuz? İşte minik bir parantez olarak, İsveç'in bu tutumunu da anlamadığımı aktarmak istedim.

Bu arada Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, 29.11.2010 , TSİ 21:30 sularında Beyaz Saray’dan tüm dünyaya seslendi ve yazışmaları deşifre olan diplomatlarına sahip çıktı. Onlar Amerika’nın çıkarları doğrultusunda çalışıyorlar dedi. Julian Assange ise ısrarla, bu bilgilerin kendisine içeriden sızdırıldığını söylüyor. Belgelerin içeriğinden belki daha da önemli olan bir husus bu belgelerin miktarı ve bu miktardaki belgelerin nasıl olup da bu kadar profesyonelce servis edilebilir hâle getirilebildiğidir. Dünya ülkelerinde görev yapan bir çok Amerikan konsolosu ve diplomatının aynı zamanda CIA görevlisi olduğunu kundaktaki bebekler bile biliyorken, bu yazışmaları yapan diplomatların aynı zamanda gizli servisin görevlileri olma olasılıklarının çok yüksek olduğunu da atlamayalım.

Meselâ 28 Kasım 1968 Perşembe günü Amerikan büyükelçisi Robert Commer Türkiye'ye gelmişti. Bir hafta sonra ise, CIA ajanı büyükelçinin makam arabası ODTÜ’ de yakılmıştı…

Çok kısaca şu belgelerde yazanlardan birkaçına bakalım. Meselâ 2007 yılında İsrail istihbarat servisi MOSSAD Başkanı, Meir Dagan Türkiye’yi kastederek : 'Laik kimliğin koruyucusu askerler daha ne kadar sessiz kalacak?' diyerek açıkça darbe yapılmasını istediğini yazmış. Bırakın İsrail istihbaratının başındaki adamı; bir İsraillinin bunu söylemesi kadar hayatın matematiğine daha uygun başka hangi söz olabilir ki? Sorun İsrailli istihbaratçının böyle düşünmesi mi, bunun açığa çıkması mı, bunun açığa çıkmasına Amerikalı diplomatların sebep olması mı? Nedir yani?

Ya da CHP için ‘bir avuç gürültücü elitist’ denmesi. Şık değil, etik değil buraya kadar tamam…Ama dünyanın yörüngesini değiştirecek kadar hayretle karşılaşılacak bir yorum değil ki bu. Burada önemli olan nokta şu; Ahmedinejad için ‘aslında bizim müttefikimiz ama düşman rolüne devam etmeli’ gibi bir belge çıksaydı, kanımca dünya o zaman ayaklanmalıydı. Yani İsrail istihbaratının AKP hükümeti hakkında, Amerikalı diplomatların CHP ya da Ahmedinejad hakkında ne düşündüğünü sanki kimse bilmiyordu da bu belgeler açığa çıkınca mı insanlar dehşete düştü? İki kere iki, gizli diplomatik mail trafiğinde de dört eder, kamuoyunun önünde de.

Tekrarlamak pahasına; WikiLeaks olayında asıl önemli olduğunu düşündüğüm nokta; Amerika gibi bir ülkenin, diplomatik yazışmalarının güvenliğini nasıl sağlayamadığıdır. Haber değeri olan öncelikle budur. Yok illâ belgelerin içeriğinin de deprem etkisi yaratacak kadar öneminden bahsetmemiz gerekiyorsa, İran’ın Amerika’nın gizli müttefiki olduğunu ya da Obama hükümetinin el altından komünist Kuzey Kore’yi desteklediğini belgeleyen ve Amerika’nın de yalanlamadığı diplomatik yazışmalara ihtiyacımız olacaktır.

Zaten herkesin ittifak ettiği uluslararası diplomasinin bilindik argümanlarının deşifresi inanınız bana, aslında çok da mühim değildir. En azından milyarlarca insanın nefesini tutmasını gerektirecek kadar değildir. WikiLeaks adlı internet sitesinin belgeleri yayınlaması, tek bir değişkene değil belki de farklı onlarca parametreye bağlı olarak, ayrı ayrı ve kapsamlı bir şekilde tahlil edilmedikçe genel yorumlar hep yetersiz kalacaktır.

Son tahlilde bu belgelerin bir şekilde sızmış olması ya da Amerika tarafından bilerek isteyerek sızdırılmış olması, ilk anda Amerika’yı zora sokmuş gibi görünse de, sanki dünya liderlerine ve kamuoyuna bir mesaj verilmek isteniyor.

O da şu; sanıldığının aksine kapalı kapılar ardında sizler ya da ülkeleriniz adına çok da gizli işler çevirmiyoruz. İşte gördünüz, her ne kadar biz istemesek de gizli yazışmalarımız deşifre oldu ve içlerinde öyle emperyalist bir zihniyeti yansıtan metinler de yok. Kendi aramızdaki en yetkili diplomatlarımızın bile konuştukları hepsi bunlardan ibaret. Sonra, dünya ülkelerinde kargaşa çıkardığımıza, örtülü operasyonlar yaptığımıza dair bir not ya da kayıt da yok...

Yukarıda okuduklarınız ilk anda akla gelebilecek olasılıklardan birkaçı…Hangisinin doğru olduğuna önümüzdeki süreç karar verecek.

Sabrın sonu ile
2 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…