Ana içeriğe atla

İNTERAKTİF MUTLULUĞUN DİYALEKTİK VE FELSEFİ İZDÜŞÜMÜ ÜZERİNE SÖYLENMİŞ BİR KAÇ SÖZ



Birisi var. Her kim ise…Eşin, dostun, akraban, arkadaşın olabilir. Mutlu ve senin yanında mı?

Yoksa…

Senin yanında ve mutlu mu?

Bu iki soru aynı şey gibi ama fidanla ağaç kadar da birbirlerinden uzak aslında.

Mutlu ve senin yanındaysa, bunu hemen anlarsın. Ama buna sevinmemelisin. Evet mutludur ve senin yanındadır. Sense, seninle birlikteyken mutlu olduğunu sanabilirsin. Sanırsın da yanılırsın.

Sorun ne?

Mutlu ve senin yanındaysa, onu mutlu eden sen değilsindir. O mutludur, senin yanındadır. Mutluluğu önce gelmiştir, sonra senin yanında olmuştur.
Sense onun, senin yanında olduğu için mutlu olduğunu sanabilirsin. Gülüyor, eğleniyor, keyifleniyorsunuzdur.

Sense yanılgıya düşmemelisin…Hımm bak benimleyken ne kadar keyifli diye avunmamalısın. Böyle olursa kendini kandırırsın. Karşındakinin mutluluğunun kaynağında o an birlikte olmanız var sanırsın.

Hâl budur ki; aslında öyle değildir. O önce kendini mutlu hissetmiştir, sonra yanına gelmiştir. Mutluluğu birincil, senin yanında olması ikincildir.

Diğer durum da ise, senin yanındadır ve mutludur. Senin yanında olduğu için mutludur yani. Önemli olan da budur. Mutsuz olduğu hâlde senin yanına geldiğinde mutlu oluyorsa en güzeli budur.

Tabloya baktığında her iki halde de iki insan yan yanadır ve mutludur…Şeklen sorun yoktur.

Ama aslen, mutluluğa kaynaklık eden itki farklıdır. Birisinin senin yanında ve mutlu olması. Olması gereken de budur.

Bak buna sevinebilirsin işte. Yoksa diğeri bir ilizyondan, tulûattan, yanılsamadan, tiyatral gösteriden başka bir şey değildir.

Yeni türkünün Maskeli Balo şarkısındaki gibidir her şey…

Mutlu olup yakınlarınızla geçireceğiniz değil, yakınlarınızla geçirdiğiniz için mutlu olacağınız güzel pazarlar.

Sabrın sonu ile
1 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…