Ana içeriğe atla

5 MART 2011 CUMARTESİ MİLLİYET BLOG YAZARLARI TOPLANTISI SONRASI GENEL DEĞERLENDİRME (8.BÖLÜM)


Her bölümün girişinde aynı metni okumaktan bıkmış olabilirsiniz ancak ; yazı dizimin her biri diğerinin ayrılmaz parçasıdır. İşbu sebeple tek bir bölümü okuyarak sağlıklı bir değerlendirme yapmanız ne yazık ki mümkün olmayabilecektir. Önceki yedinci bölümde çok ağır bir küfür içeren ifadeyle yazılmış bir blogdan örnekleme yapmıştık...

Milliyet Blog Sinerji Grubu (MBSG) olarak Milliyet Blog’un çıtasının yükseltilmesi için bir çaba içerisine girdik. Daha fazla tanınsın, daha fazla ses getirsin istiyoruz. Evet bu işten menfaatimiz var o da daha fazla tanınan ve itibar gören bir platformda yazmak ve bunun hazzını yaşamak.

Şâyet parasal beklenti içerisinde olduğumuzu düşünen varsa, yanılıyor. Çünkü basın yayın camiasında bu işlerin nasıl başladığını ve ne noktalara vardığını çok şükür biliyoruz. Bir canlı yayında, İktisat profesörlerinden Deniz Gökçe’ye ‘niye köşe yazarlığı yapıyorsunuz, hem hocasınız hem de başkasının orada çalışıp para kazanmasına mâni oluyorsunuz’ şeklinde eleştiri yöneltilmişti.

Hocanın cevabı hazırdı; "ben yazmaya ilk başladığımda senelerce para almadan yazmıştım peki bundan haberin var mıydı?"

İçimizden bir Deniz Gökçe’de çıkamayacağına göre, meselenin finans bahsini burada kapatmak yerinde olacaktır. Yani işin o kısmı zaten konumuz değil.

Milliyet Blog Sinerji Grubu (MBSG) olarak, 9 Nisan 2011 Cumartesi günü, saat 14:00 ile 16:30 arasında, yine Yılmaz Çetingöz’ün tertibiyle Ataköy 4.Kısım karşısı Bakırköy Öğretmenevi’nde tekrar toplanıyoruz.

Ulaşım gideriniz dışında toplantının size ekstra bir maliyeti yoktur. Önceki buluşmamızda olduğu gibi, herkes içtiği bir iki çayın ya da kahvenin ücretini ödüyor, bu durum da bütçemizi ciddi olarak sarsmıyor. Bu açıklamayı yaptım çünkü sırf bu yüzden gelemeyen Milliyet okurları ya da Milliyet Blog yazarları olduğunu biliyorum.

Milliyet Blog Sinerji Grubu (MBSG) olarak son tahlilde amacımız; Milliyet Gazetesi’nin hafta sonları, Milliyet Blog Eki isimli bir ilâve çıkarmasını sağlamak ve Milliyet Blog çatısı altında kaleme aldığımız köşe yazılarımızın/makalelerimizin/bloglarımızın o ekte yayınlanmasını sağlayabilmek.

Belli bir başarıya da, ‘Milliyet Blog çatısı altında faaliyet gösterirken ve Milliyet Blog’un sağladığı imkân sayesinde imza atmış’ yazarların yazılarına da orada yer verilmesini sağlamak...

Sizlerden ricam toplantılara katılmanızdır. Milliyet okuru sıfatıyla da olsa gelip bizleri görmeniz, tanışmanızdır.

Geniş bir katılım sağlanması için de yardımcı olmanız ve hatta gerekirse eşinizi dostunuzu getirmenizdir.

Ali ne dedi, Ayşe ne dedi ? kim kime kızdı, kim kimin dedikodusunu yaptı?

Bu tip konularla ilgilenmediğimi senelerdir yazdığım yazılarımdan az çok bilenleriniz vardır.Bunu bir meziyet mahiyetinde aktarmıyorum.

Şunun için söylüyorum; Milliyet Blog Sinerji Grubu’ndaki amacımız, tekrar söylüyorum sivil bir irade göstererek hafta sonu Milliyet Blog Eki adlı bir ilâve yayınlanmasını sağlamaktır. Bu noktada güç birliğine ihtiyacımız olduğu muhakkaktır.

Görünen o ki, sevgili gazetemiz Milliyet, bugünlük sekiz bölümünü yayınladığım ve devamı gelecek olan bu yazı dizimde okuduğunuz zararlı (!) faaliyetlerime son vermezse, bu konu gündeme gelmeye devam edecektir.

Bu konu tartışmaya açılmalıdır ve müspet menfi bir sonuca bağlanmalıdır.

9 Nisan 2011 Cumartesi günü Ataköy’deki buluşmaya kadar, tüm Milliyet Blog Sinerji Grubu’nun üyelerine bir çağrım var.

Gelemeyecek bile olanlar varsa, nezâket gösterip yazdıkları konularıyla ilgisiz bile olsa, aşağıda görüldüğü gibi bir sonraki buluşma tarihimize her bloglarında vurgu yaparlarsa bu hareketimize ciddi bir destek vermiş olacaklardır.

Destekleriniz için şimdiden teşekkür ederim.

Kendisiyle geçen yıl tanıştığım, Milli İstihbarat Teşkilâtı Kontr-terör Dairesi Eski Başkanı Mehmet Eymür’ün ‘Sentez’ adlı kitabının kapağındaki notla, yazı dizimi şimdilik sonlandırıyorum.

“…Kimseye iftira atmadık, kimseyi haksız yere suçlamadık. Dürüst ve seviyeli olmaya çalıştık. Yazdıklarımız kimi rahatsız ediyor, kim üstüne alınıyorsa muhatabımız odur…” [1]

Sabrın sonu ile


Bibliyografya: [1] Sentez, Mehmet Eymür, Elif Kitabevi, Milenyum Yayıncılık Ltd. Şti.Yayın No:42 4.Baskı, Mart 2009

___________________________
Bir sonraki buluşma/toplantı bilgileri :

YER: BAKIRKÖY ÖĞRETMENEVİ
TARİH: 9 NİSAN 2011 CUMARTESİ
SAAT: 14:00- 16:30
KATILIMCILAR: Okurlar da dahil, tüm gönüllüler
____________________________________
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…