Ana içeriğe atla

5 MART 2011 CUMARTESİ MİLLİYET BLOG YAZARLARI TOPLANTISI SONRASI GENEL DEĞERLENDİRME (4.BÖLÜM)


Yazı dizimin her biri diğerinin ayrılmaz parçasıdır. İşbu sebeple tek bir bölümü okuyarak sağlıklı bir değerlendirme yapmanız mümkün olmayabilir.

Önceki üçüncü bölümde, Milliyet Blog çatısı altında yazan yazarların, yine bu çatı altında iken imzalarını attıkları bazı başarılara dikkat çekmeye çalıştım...

Hükûmet komiserliği, kurum ve kuruluşların toplantılarının yasalara uygun biçimde yapılmasını denetlemek üzere Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından atanan memur demektir. Burada amaç, yalnız değilsiniz mesajı vermek, ne konuşulmuş, ne görüşülmüş kayıt altına alıp rapor etmektir.

5 Mart 2011 Cumartesi Yılmaz Çetingöz’ün çağrısıyla Beşiktaş Öğretmenevi’nde toplandık. Toplantımızın amacı "Milliyet Blog’u nasıl daha popüler hale getirebiliriz?" sorusuna cevap bulmaktı. Saatlerce konuştuk. Hafta sonları Milliyet’in, Milliyet Blog Eki adı altında bir ilave vermesinin gerekliliği üzerinde durduk. Milliyet yazı işlerinin, Milliyet Blog çatısı altında yayınlanan yazılarımız/makalelerimiz/bloglarımız içinden seçtiklerini bu ekte yayınlamasının çok doğru olacağını konuştuk. Bu sayede de Milliyet Kültür Arşivine de önemli bir katkı sağlanacağı da âşikardı. Peki biz bunları konuşurken Milliyet Gazetesi’nden yanımızda kim vardı? Ne yazık ki hiç kimse...

Ne yani, koskoca Milliyet sizin için hükümet komiseri gibi birisini mi gönderseydi? Hem Milliyet mi size toplanın dedi? diye düşünebilirsiniz. Haklı gibi durabilirsiniz…ancak ! Yılmaz Çetingöz, günlerdir bu amaçla toplanacağımızın duyurusunu yapıyordu zaten... Öyle ki; Milliyet de bizi ciddiyetle takip ediyormuş ki, üyelerine duyuru amacıyla gönderdiği Milliyet Blog Bülteni mailinin konu (subject) kısmını bu buluşmamıza ayırmış...

Dante’nin İlahi Komedya adlı eseri üç bölümden oluşur. Cennet, Cehennem ve Araf denilen bölüm.

Cennet ile Cehennem tamam. Araf ise her ikisi arasındaki o bölgenin adı. İşte Milliyet Blog sanki Araf gibi bir yerde konumlandırılmış ve ona öyle bir rol biçilmiş. Gerektiğinde var, gerektiğinde yok sayılıyor. Bunda, blogcular arasındaki kısır çekişme ve çatışmaların etkisi olabilir ama ya hiç bu tip polemiklere girmeyen yazarlar ne olacak? Ya da girmesine rağmen, ses getirecek makalelere/köşe yazılarına/bloglara imza atmış yazarlar ne olacak?

Tamam ekonomik kriz var, belki Milliyet Yönetimi aktif blog yazarlarını gazeteye davet edemiyor. Ağırlama giderleri ya da başka sebeplerden ötürü…

Ya peki hiç değilse bundan sonrası için mesela ilk olarak, gözlemci sıfatıyla da olsa bir personelini 9 Nisan 2011 Cumartesi günü, saat 14:00 ile 16:30 arası Ataköy 4. Kısım karşısı Bakırköy Öğretmenevi’ne gönderse şık olmaz mı?

Çünkü Araf’tan çıkmak isteyen çok sayıda yazar var. Belki bu sayede toplantımız daha da bir anlamlı hâle gelir. Beşinci bölümde görüşmek üzere.

Sabrın sonu ile

_________________________________________
Bir sonraki buluşma/toplantı bilgileri :

BAKIRKÖY ÖĞRETMENEVİ
Tarih: 9 NİSAN 2011 CUMARTESİ
Saat: 14:00- 16:30
Katılımcılar: OKURLAR DA DAHİL TÜM GÖNÜLLÜLER
_____________________________________________
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

BUGÜN AREFE ( Mİ ) ?

Arefe günü, müslümanlar için dini bayramlarımızdan, yani ramazan ve kurban bayramından bir önceki güne verilen addır.
Hatta duvar takvimlerinden, basın yayın organlarına kadar, ramazan bayramından bir önceki güne de arefe günü dendiğini biliriz.
Ancak, islam dinine göre, arefe günü, aslında yalnızca kurban bayramından bir önceki güne denir.

Yani, ramazan bayramından bir önceki güne denmez.
Yanlış duymadınız.
Biraz açarsak ;
İslam inancına göre, Mekke'nin güneydoğusundaki Arafat Dağı, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yeryüzünde ilk buluştukları yerdir.
Kurban bayramında ifa edilen hac ibadetinin tam olarak yerine getirilebilmesi için ise, hacıların Arafat Dağı'nda topluca ibadet etmesi ve tıpkı mahşer gününü yaşar gibi o an orada bulunmaları gerekmektedir.
Bunu da arefe günü, anlayarak, hissederek yapmaları gerekmektedir.(Arefe : kelime anlamı itibariyle, anladı, kavradı, bildi demektir)
İşte en genel anlamıyla, Allah'ı anlamak, kavramak, kendine yakın hissetmek, bilmek, anlamına ge…