Ana içeriğe atla

5 MART 2011 CUMARTESİ MİLLİYET BLOG YAZARLARI TOPLANTISI SONRASI GENEL DEĞERLENDİRME (5.BÖLÜM)


Yazı dizimin her biri diğerinin ayrılmaz parçasıdır. İşbu sebeple tek bir bölümü okuyarak sağlıklı bir değerlendirme yapmanız ne yazık ki mümkün olamayacaktır.

Önceki dördüncü bölümde, Milliyet Yönetimi'nin bizi ne kadar ciddiye aldığı hususu üzerindeki soru işaretlerine dikkat çekmeye çalışmış, diğer bazı konulara değinmiştim.

Milliyet Blog Sinerji Grubu (MBSG) olarak, 9 Nisan 2011 Cumartesi günü, saat 14:00 ile 16:30 arasında, yine Yılmaz Çetingöz’ün tertibiyle Ataköy 4.Kısım karşısı Bakırköy Öğretmenevi’nde tekrar toplanıyoruz.

En önemlisi, Milliyet’in bir personelini bizlerle buluşturması, hiç şüphesiz toplantımızı daha da anlamlı kılacaktır. Bu sayede Milliyet Blog çatısı altında yazan biz köşe yazarları/ blog yazarları nerede olduğumuzu ya da olmadığımızı daha da net bir şekilde anlamış olacağız. Belki bu sayede Milliyet’in bir muhabirine ya da gözlemcisine, gazetenin hafta sonları Milliyet Blog Eki adı altında bir ek vermesini niçin istediğimizi daha da detaylı aktarabiliriz…

Bu arada güvenilir üye uygulamasının doğru, anlaşılır ve medeni bir uygulama olduğunu düşünmekle beraber, isminin güvenilir üye olmasını onaylamadığımı bildirmek istiyorum. Okurlarımız için bir cümleyle bilgilendirmek gerekirse; Milliyet Blog çatısı altındaki bazı köşe yazarları/blog yazarları, yazılarını yazıp ‘yayına al’ dedikleri anda sistem onların yazılarını hemen ana sayfaya alıyor. Yani herhangi bir editör ön kontrolüne tabi olmuyorlar.

Buna da güvenilir üyelik deniyor. Diğer durumda ise, yazar yazısını yazıyor, yine ‘yayına al’ diyor. Dedikten sonra editörlerin onun yazısını okuyup onaylamasını bekliyor. Yayınlanma işlemi online değil, editörlerin onayından sonra gerçekleşiyor.

Tekrarlamak pahasına; uygulama anlaşılır ve kabul edilebilir ancak isminin güvenilir üye olması şık değil. Güvenilir üye tanımlamasının tersini düşünmek meseleyi yeterince açıkladığından ayrıca uzatmaya gerek görmüyorum.

Yeri gelmişken, üye olup yazı yazan güvenilir ya da güvenilmez üye olsun fark etmez, Milliyet Blog yönetimince bir şeye mutlaka dikkat edilmelidir. Bu iş de, pek tabii ki editörlere düşüyor. Her yazının ‘copy paste’ filtresinden geçirilmesi gerekiyor. Milliyet Yönetimi, bir kısım üyenin yayınladığı yazıların aslında internetteki diğer sayfalardan kopyalanıp yapıştırılan metinler olduğunu tabii ki biliyor. Ancak editörler aracılığı ile buna niçin müsaade ediliyor? anlamak mümkün değil...

Haa bu arada Yılmaz Çetingöz’ün Milliyet Blog Sinerji Grubu’nun (MBSG) Başkanı seçilmesiyle ilgili olarak lütfen kimse meseleyi uzatmasın. Bazen bazı şeyler planlanmaz, taammüden yani tasarlanarak değil spontane gelişir. Nesnel koşullar öyle dayatır ve öyle olur.

Liyakât ve ehliyet prensibi gereği Yılmaz Bey'in Başkan olması daha uygun düştü. Yok eğer bu konu hakkında hâlâ konuşulacaksa onlara şöyle bir cevap vermek isterim.

Ben diyorum hadımım, siz diyorsunuz kaç çocuğunuz var Baver Bey?

Geçelim bunları arkadaşlar, amacımıza bakalım…

Bir diğer husus var ki, onu da bir sonraki altıncı bölümde dile getireceğim.

Sabrın sonu ile


____________________________________________

Bir sonraki buluşma/toplantı bilgileri :

YER: BAKIRKÖY ÖĞRETMENEVİ
TARİH: 9 NİSAN 2011 CUMARTESİ
SAAT: 14:00- 16:30
KATILIMCILAR: Okurlar da dahil, tüm gönüllüler
______________________________________________
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

BUGÜN AREFE ( Mİ ) ?

Arefe günü, müslümanlar için dini bayramlarımızdan, yani ramazan ve kurban bayramından bir önceki güne verilen addır.
Hatta duvar takvimlerinden, basın yayın organlarına kadar, ramazan bayramından bir önceki güne de arefe günü dendiğini biliriz.
Ancak, islam dinine göre, arefe günü, aslında yalnızca kurban bayramından bir önceki güne denir.

Yani, ramazan bayramından bir önceki güne denmez.
Yanlış duymadınız.
Biraz açarsak ;
İslam inancına göre, Mekke'nin güneydoğusundaki Arafat Dağı, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yeryüzünde ilk buluştukları yerdir.
Kurban bayramında ifa edilen hac ibadetinin tam olarak yerine getirilebilmesi için ise, hacıların Arafat Dağı'nda topluca ibadet etmesi ve tıpkı mahşer gününü yaşar gibi o an orada bulunmaları gerekmektedir.
Bunu da arefe günü, anlayarak, hissederek yapmaları gerekmektedir.(Arefe : kelime anlamı itibariyle, anladı, kavradı, bildi demektir)
İşte en genel anlamıyla, Allah'ı anlamak, kavramak, kendine yakın hissetmek, bilmek, anlamına ge…