Ana içeriğe atla

ÇOK MU DUYGUSALSINIZ ?

Tüm söylemlerinde aşka, sevgiye vurgu yapanlar var. Özellikle klavyenin başına oturduklarında, duygusal frekanstan yayın yapan her ne varsa ilgi alanlarına, menzillerine giriyor. Yazılarında, yorumlarında, sözlerindeki vurgu hep duygusal eksenli…

Amacım onların samimiyetini sorgulamak değil elbette. Bilakis, mevzu aşk-sevgi olduğunda, herkesten daha fazla samimi olduklarına da inanıyorum.
Ancak nedense dışarıdan şöyle düşünülebiliyor; bir kimse aşktan sevgiden, duygusal tınılardan ne kadar çok bahsediyorsa, o ölçüde de hassastır. Yakın bir zamana kadar ben de öyle düşünüyordum.

Hangi tanıdığım, duygusal platformda aşk-meşk işleriyle daha fazla ilgiliyse onların daha hassas olduklarını düşünürdüm. Daha hassas, daha duygusal ve özellikle daha kırılgan.
Bir adım daha ileri gidebilirim; daha savunmasız.
Neye karşı savunmasız? Travmatik aşk ayrılıklarına, etkileyici karşılaşmalara, zihinlere kazınan alışmalara, tensel temaslara, bunların yarattığı duygusal şahikalara...Peki gerçekten öyle mi?

Bir de resmin tersi var.
Aşktan, sevgiden, duygusal yakınlaşmalardan belki de hiç bahsetmeyen ya da çok az bahsedenler de var. Bu durumda onlar da diğerlerine göre nispeten daha az duyarlı ve belki de daha az hassaslar. Hiç de öyle damar şarkı dinlemezler ve belki de hırçın görünürler.
Daha az duyarlı ve hassas olduklarından değil, böyle bir izlenim oluştuğu için söylüyorum.
Toparlarsak, artık şuna inanıyorum; yetişkinler içersinde sevgi sözcüklerine, aşk tınılarına sık vurgu yapanlar, sürekli bu konulara kanalize oldukları için, belki de hiç plânlamadan, başlarına gelebilecek aşk facialarına karşı bağışıklık geliştiriyorlar.
Olası tehlikelere karşı pozisyon almayı biliyorlar, bu sayede de gönül işlerinden en az zararla sıyrılmayı başarabiliyorlar.
Tıpkı hastalıklara karşı bağışıklık kazanır gibi önceden aşılarını oluyorlar.
Sürekli duygusal konularla ilgilendiklerinden, kalplerinin sesine daha fazla önem verip, aşk ve sevgi meselelerine daha fazla yoğunlaştıklarından, bünyeleri de, ‘olası ağır darbelere karşı’ mukavemet geliştiriyor.

Ya da mesela mevzu bahis aşk olduğunda daha az hata yapıyorlar. Bunu bilinçli olarak değil ama farkında olmadan başarıyorlar.
Bizlerse ‘bu arkadaş çok duygusal, herhangi bir ayrılık durumu ya da sevgilisine ulaşamaması onu çok yıpratacaktır’ yanılgısına düşüyoruz.
Daha hassas, daha zayıf, daha kırılgan, sözgelimi yaşadığı ayrılıktan ötürü daha yaralı sandığımız birisi normal birine göre aslında daha güçlü ve dayanıklı.
Hülâsâ; yaşamının merkezine aşkı koyan birisi, aşkla yatıp aşkla kalktığı için metabolizması sürekli teyakkuz hâlindedir.
Güçlü ve mukavimdir. Daha az hata yapar. Savunma sistemi zaten o eksende geliştiğinden, her şeye hazırlıklıdır ve bu yüzden daha az acı çeker.

Ancak günlük yaşam aktivitelerine dalmış, entel dantel gezen, benim senin gibi sıradan biri kalbini
derinden etkileyecek bir güçle karşılaştığında hayatı alt üst olabilir.
Çünkü savunmasız ve hazırlıksızdır. Aşısını bile olamamıştır. Dışarıdan daha güçlü görünmesi ise sadece bir yanılsama, tuluat ve ilüzyondur.
Sabrın sonu ile
3 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

BUGÜN AREFE ( Mİ ) ?

Arefe günü, müslümanlar için dini bayramlarımızdan, yani ramazan ve kurban bayramından bir önceki güne verilen addır.
Hatta duvar takvimlerinden, basın yayın organlarına kadar, ramazan bayramından bir önceki güne de arefe günü dendiğini biliriz.
Ancak, islam dinine göre, arefe günü, aslında yalnızca kurban bayramından bir önceki güne denir.

Yani, ramazan bayramından bir önceki güne denmez.
Yanlış duymadınız.
Biraz açarsak ;
İslam inancına göre, Mekke'nin güneydoğusundaki Arafat Dağı, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yeryüzünde ilk buluştukları yerdir.
Kurban bayramında ifa edilen hac ibadetinin tam olarak yerine getirilebilmesi için ise, hacıların Arafat Dağı'nda topluca ibadet etmesi ve tıpkı mahşer gününü yaşar gibi o an orada bulunmaları gerekmektedir.
Bunu da arefe günü, anlayarak, hissederek yapmaları gerekmektedir.(Arefe : kelime anlamı itibariyle, anladı, kavradı, bildi demektir)
İşte en genel anlamıyla, Allah'ı anlamak, kavramak, kendine yakın hissetmek, bilmek, anlamına ge…