Ana içeriğe atla

KARŞIDAN KARŞIYA EN SON NE ZAMAN GEÇTİNİZ ?



Hafta sonu Beşiktaş Meydanı'nda buluşmak üzere eski bir dostumu bekliyordum.
Trafik ışıklarının az gerisinde kaldırım taşına oturdum.

Suriye’de, kendi halkını kesilecek kurbanlık koyunlar gibi görüp, ülkesini mezbahaya çeviren devlet zihniyetine yapılan protesto eşlik ediyordu oradaki varlığıma.

Kendi vatandaşını düşman gören, kıyımdan geçiren, ilahlaştırılmış o büyük devlet baba modeli zihniyetler eskide kaldı. Modern zamanlar böyle kan banyolarını artık dünyanın hiçbir ülkesinde kabul etmiyor şeklinde kurduğum tüm düşünce barajımın kapakları zorlanıyordu Suriye’ye baktığımda.

Sonra insanları izlemeye koyuldum ve düşündüm. Yolda yürüyorlardı, vitrinlere bakıyorlardı, yemek yiyorlardı, alışveriş yapıyorlardı…

İnsanlar bu işleri yaparken çok da sıradan davranmıyorlardı. Belki de birilerince izlendiklerini varsayıyorlardı. Belki de, benim gibi başkalarının da kendilerini gözlediğini düşünüyorlardı.

Sıradan davranmıyorlardı, kendi gibi değillerdi sanki. Ta ki karşıdan karşıya geçmek için trafik ışıklarına gelene kadar hepsi öyleydi.

Ancak ışıklarda beklerken, az sonra verecekleri karşıdan karşıya geçme mücadelesine hazırlanıyordu hepsi. Minikti ama bir kavgaydı o da.

Önce sağındaki solundaki insanlara karşı pozisyon alıyordu herkes. Hızla geçen arabalara, diğer insanlara, ışığın kırmızdan yeşile geçmesi esnasında yapacakları ilk hamlenin zamanlamasına programlamıştı herkes kendisini. Adımlarını.

Yolda yürürken ki, vitrinlere bakarken ki hâlleri gitmiş, birazdan gerçekleştirecekleri minik mücadelenin ciddiyeti kaplamıştı hepsinin yüzünü.

Sıradan bir karşıdan karşıya geçme kavgası bile, hayatın seyrini böyle değiştirebiliyor diye düşündüm. İnsanları sahici yapıyordu çünkü.

Sonra ömrü kavgayla geçmiş insanların, bir davaya bağlılığın, hedef ne olursa olsun ona kilitlenmenin insana verdiği mücadeleci ruhu bir kez daha gururla selamladım.

Bu mücadeleci ruhun insanları nasıl da gerçekçi yaptığını, rollerden sıyırdığını hissettim.

Ve bir trafik ışığının getirdikleriydi bunlar.

Sabrın sonu ile


1 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…