Ana içeriğe atla

KENDİNİZİ NASIL TANIMLIYORSUNUZ?



Her kim olursa olsun kendisini tanımlamak ya da tanımlatmak ister.
Bu tanımlanma işlemi ise herhangi bir kavram ya da kişi üzerinden gerçekleşebilir. Yani herkesin referansı, kendisini tanımlarken ki orijini farklıdır.

Misâl; burç özellikleri üzerinden hareketle kendini tanımlayanlar vardır. Bunun ne kadar akla uygun bir düşünme yöntemi olduğuna daha önceki yazılarımızda değinmiştik ki o başka bir yazımızın konusuyudu.

Genellikle konuşma şöyle başlar; efendim ben şu burçtanım, burcumun karakteristik özellikleri de şöyledir…diye uzar gider bu beyanat.

Devamında, kendisini ailesinin bir ferdi üzerinden ya da tanınmış bir isim üzerinden tanımlayanlarımız vardır. Annem şöyleydi ya da ben de tıpkı babam gibi…şeklinde bir tanımlama yöntemi daha vardır.

Bunların dışında kendisini daha önceden özelliklerinin sınırları çizilmiş bir insan tipi üzerinden tanımlayanlar da vardır. Sözgelimi kişi kendisini çekingen olarak tanımlamışsa, tüm tavırlarında ve hareketlerinde ‘çekingen’ insan profilinin karakteristik özelliklerini aramaya koyulur.

Bazen kendisini aktif, özgür, atılgan hisseder ancak o aslında ‘çekingendir’ ya.

Farkında olmadan baskılar kendisini. Bilmeliyiz ki, davranışlarımızı belirleyen ve birbirine eşlik eden sayısız farklı parametre vardır.

Bir kişinin kendisini tanımlarken, daha önce tanımlanmış bir ‘insan tipi’ne hasretmesi, kendisini hem yanlış yorumlamaya hem de davranmaya sevk edebilir. Davranış hürriyetini kısıtlayabilir. Kimlik ve kişilik analizini daha önceden tanımlanmış insan tipi paradigması üzerinden yapmak, kişiyi her zaman sağlıklı sonuçlara götürmeyebilir yani.

Sözgelimi kişi kendisini bir kere ‘çekingen’ kategorisine koymuşsa, artık ondan özgürce davranmasını bekleyemezsiniz. Bir cemiyette konuşacağı varsa, söz alıp nutuk çekmek isteyeceği varsa bile bu şartlandırılmış ön kabülü onu engeller.

Öyle ya, o kişi çekingendir ve daha önceden tanımlanmış çekingen insan tipine göre mutlaka topluluk önünde konuşamaması ve belki de ellerinin terleyip yüzünün kızarması gerekmektedir.

Tersi de olabilir.

Kişi kendisini baskın bir karakter olarak da tanımlayabilir. Bu durumda da aslında son analizde farklı bir sonuçla karşılaşmayız.

Bir konu hakkında konuşmaması, kabul etmesi gerektiği hususlar olması durumunda bile, daha önceden tanımlanmış olan o baskın karakter özelliklerini hayata geçirmesi gerektiğini düşünebilir.

Bir olay karşısında, ‘ne yapayım ben zaten böyleyim’ demek, bir kaçış, kurtuluş,savunma, mesnetsiz direnme olarak da değerlendirilebilir.

Yapılan her harekete, geliştirilen tüm ilişki biçimlerine, daha önceden tanımlanmış bu insan tipi, payanda yapılmaktadır.

Kişi tüm hareketlerini daha önceden tanımlanmış bu insan tipine uydurarak rasyonalize etmektedir. Yorgan kısa geldiğinde ayakları içeri çekmek yerine, açıkta kalan kısımları testereyle kesmek gibidir bu durum.

Gelişen şartlara, nesnel koşullara göre pozisyon almak yerine, daha önceden tanımlanmış insan tipi üzerinden ilişki geliştirmek kişiyi sağlıksız kararlar almaya sevkedebilir.

İnsan özgürdür ve herkesin yaşanmışlıkları, beklentileri, tarzı dinamik bir süreçte gelişir. Bu dinamizmi kaybetmenin birinci koşulu da, insanın kendisini bir ön kabul üzerinden tanımlayıp, hayatının devam eden kısmını bu ön kabul üzerinden yürütmektir.

Kişiler farklılıklarıyla vardır ve her insan aslında sui generis değil midir?

Sabrın sonu ile
1 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

BUGÜN AREFE ( Mİ ) ?

Arefe günü, müslümanlar için dini bayramlarımızdan, yani ramazan ve kurban bayramından bir önceki güne verilen addır.
Hatta duvar takvimlerinden, basın yayın organlarına kadar, ramazan bayramından bir önceki güne de arefe günü dendiğini biliriz.
Ancak, islam dinine göre, arefe günü, aslında yalnızca kurban bayramından bir önceki güne denir.

Yani, ramazan bayramından bir önceki güne denmez.
Yanlış duymadınız.
Biraz açarsak ;
İslam inancına göre, Mekke'nin güneydoğusundaki Arafat Dağı, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yeryüzünde ilk buluştukları yerdir.
Kurban bayramında ifa edilen hac ibadetinin tam olarak yerine getirilebilmesi için ise, hacıların Arafat Dağı'nda topluca ibadet etmesi ve tıpkı mahşer gününü yaşar gibi o an orada bulunmaları gerekmektedir.
Bunu da arefe günü, anlayarak, hissederek yapmaları gerekmektedir.(Arefe : kelime anlamı itibariyle, anladı, kavradı, bildi demektir)
İşte en genel anlamıyla, Allah'ı anlamak, kavramak, kendine yakın hissetmek, bilmek, anlamına ge…