Ana içeriğe atla

DİKKAT, BİRİLERİ ÖNÜNÜZÜ AÇIYOR OLABİLİR ( I )

Siyaset sahnesine baktığınızda dikkatinizi çeken biri olabilir. İçinizden bir ses o kişinin birilerinin adamı olduğunu söylüyordur.

'Hadi ispatla o zaman' dendiğinde öylece bakakalırsınız ama rasyonel verilerle bütünleştirdiğiniz hislerinizde de yanılmıyorsunuzdur aslında.

Şüphelendiğiniz bu kişi, milletvekili, bakan, başbakan ya da bir siyasi partinin gençlik kolu başkanı bile olabilir. Benzer şekilde ‘birilerinin adamı olduğu’ hissi duyduğunuz o kişi, ünlü bir köşe yazarı da olabilir, bir basın patronu da.

Ya da cumhurbaşkanı...Bir ülkenin genelkurmay başkanı da olabilir, bir gazetenin genel yayın yönetmeni de…Bir sanatçı da olabilir, Nobel ödüllü ya da sıradan bir yazar da…Bir sinema filmi yönetmeni de olabilir, bir din görevlisi ya da ilahiyatçı akademisyen de.

Sadece bunlar da değil. Belli güç odaklarının kontrolünde olan, onlara doğrudan ya da dolaylı hizmet eden ve birilerinin adamı olduğunu düşündüğünüz o kişi bir sivil toplum örgütünde faaliyet gösteren herhangi birisi de olabilir.

Ve o sivil toplum örgütünü ya da kurumu, bir kül olarak peşinden de sürükleyebilir.

Bitmedi.

Bir istihbarat örgütünün illegal uzantısındaki bir birimde faaliyet gösteren bir ajan da olabilir, bir istihbarat örgütünün en tepesindeki adam da olabilir.

Organize bir suç örgütünün içinde bulunan terörist eylemlere aktif olarak katılan bir azılı da olabilir, örgütün en tepesindeki adam da.

Konsoloslukta çalışmaya yeni başlayan bir tercüman da bir takım güç odaklarının kontrolünde olabilir, benzer şekilde emekli ya da görevdeki bir büyükelçi de…

Yukarıda çizdiğimiz tabloda şaşırılacak hiç bir durum yoktur. Bahsettiklerimizin, tüm meslek kollarında yaşanmış ve hâlen yaşanmaya devam eden bir dolu örneği de zaten vardır.

Ayrıca bu örnekler gelişmiş ya da az gelişmiş olsun dünyanın tüm ülkeleri için geçerlidir ve soğuk savaşın, psikolojik hareket tekniklerinin, istihbarat dünyasının, uzun yıllardır süren eski bir görevlendirme kuralıdır.

Derin güç odakları istedikleri kişinin önünü açabilir ya da şantaj yoluyla birilerini satın alabilir. Burada asıl mesele; derin odaklara hizmet eden bu kişilerin ya da grupların bu durumun ne kadar farkında olduğudur.

Bu farkındalık tahlili ise bizi meselenin en kilit yerine odaklar ve o en kilit noktaya demir atmamıza neden olur. Demir atılması, üzerinde akıl yürütülmesi gereken o kilit nokta, ‘görevli’ seçilen kişilerin bu emirleri doğrudan mı, dolaylı mı aldığı noktasındadır.

Farklı bir deyişle, belli güç odaklarının kontrolündeki kişiler bu durumun, yani kullanıldıklarının farkında mıdır değil midir?

'Nasıl farkında olmazlar canım, koca koca adamlar aptal değiller ya' diye düşünmeyin sakın. Herkesin bir ya da birden çok zayıf noktası vardır ve emir vermeyi gelenek hâline getirmiş, bu alanda uzmanlaşmış güç odakları ya da istihbarat servisleri bakın hangi yöntemleri kullanarak bu işi başarırlar da hiç fark edilmez?

Yazı dizimizin ilerleyen bölümlerinde bu sorunun dışında, insanların önünün o kişiler farkında olmadan nasıl açılabildiğinin ve bu eksende gelişen daha bir çok sorunun cevabını bulabileceğiz.

İkinci bölümde görüşmek üzere.

Sabrın sonu ile
1 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…