Ana içeriğe atla

DİKKAT, BİRİLERİ ÖNÜNÜZÜ AÇIYOR OLABİLİR ( IV )

Yazı dizimizin dördüncü bölümünde, güç odaklarının dolaylı olarak, aracı kullanarak hedef kişiyi nasıl kullandığı sorusuna bir örnekle cevap vermeye çalışalım.
Hatırlarsanız 2010 yılı Kasım ayının son günlerinde dünya WikiLeaks skandalıyla çalkalanıyordu. Amerika Birleşik Devletleri'ne ait gizli kalması gereken diplomatik ve siyasi yazışmalar deşifre olmuştu çünkü.

Dünya, artık bu saatten sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını konuşuyor, özellikle yeni diplomatik krizlerin baş gösterebileceğinden bahsediliyordu.

30 Kasım 2010 tarihli bir yazımızda ise şöyle demiştim:

"Önümüzdeki günlerde şahit olacağımız konjonktür gösterecektir ki; olay diplomatik çevrelerde o kadar da müessir bir sonuç yaratmayacaktır. Hatta belki de çok kısa bir sürede unutulacak etkisini yitirecektir. Daha şimdiden Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Afganistan Başbakanı Hamid Karzai; açığa çıkan belgeler ilişkilerimizi etkilemeyecektir açıklamasını yaptı bile…" [2]

Üstü kapalı -ben dememiş miydim?- kibiri değil yansıtmaya çalıştığım. Aklın yolu bir. Bugün WikiLeaks belgelerinin dünya diplomasi trafiğinde kriz yarattığına dair hiçbir sahne yok.
Peki Julian Assange denilen şahıs o belgeleri nasıl yayınlamış olabilirdi? Cevaplayalım.
Sistem şöyle çalışır; istihbarat örgütleri ya da güç odakları, hedefteki kişilerin karakterlerini ve zafiyetlerini tahlil konusunda gerçek profesyonel ekiplere sahiptirler.

Hedefteki kişilere nasıl yaklaşılıp teslim alınması konusunda ihtisas sahibidirler. Bu iş için yetiştirilmiş elemanları sıradan kişiler değildir. Özellikle psikologlar, psikiyatristler ve hatta matematikçiler bu sistemin omurgasını oluştururlar.

"…kişilik zaafları çok önemlidir. Alkol, uyuşturucu, kadın düşkünlüğü, siyasi hırs, particilik, bencillik ve megalomanik özellikler hareket noktası olabilir...Zeki, akıllı ve başarılı yöneticiler övgü ile şişirilerler. Eğer bu yöneticilerin narsist ruh yapıları varsa, övgü ve itibarı kaybetmemek için kendilerini övenlere sürekli hizmet etmek zorunda oldukları duygularını taşırlar. Bu özellikleri, kendileri farkına varmasalar bile, kara propagandacılar tarafından kullanılarak propagandacılar istediklerini kolaylıkla yaptırabilirler. " [3]

WikiLeaks belgelerini yayınlayan Julian Assange’ a gelince; CIA bu belgeleri yayınlayacak, gözü kara olarak bu işe girişecek birisini aradığında genel bir tarama yapar.

Ve hatta deneme olarak öncelikle hedefteki üç beş gazeteye, genel yayın yönetmenine ya da web sitesi sahibi kişilere o güne kadar daha önce hiç yayınlanmamış, kamuoyunun dikkatini çekebilecek herhangi bir konuyla ilgili delil niteliğinde belge ulaştırır. Acaba hangisi yayınlamayı göze alabilecektir?

Bu tesadüfi bir senaryo ile de olabilir ya da o kişinin en yakınındaki görevliler tarafından da gerçekleştirilebilir. Bu bir oltadır ve mutlaka birisi takılacaktır.

Daha sonra bu belgeler arka arkaya akmaya devam eder. Hele ki Julian Assange örneğimizde olduğu gibi, kişinin ideolojik geçmişi de incelenip söz gelimi Amerikan karşıtlığı da fark edilmişse, bu rolü farkında olmadan üstlenebilecek en uygun kişi zaten o kişidir.

İnançlarına uygun davranmıştır çünkü Amerikan karşıtıdır ve Amerika’nın ipliğini pazara çıkaracağını sandığı belgeleri yayınlıyordur. Ama aslında onlara farkında olmadan, dolaylı olarak hizmet ediyordur. İnanması güç gibi olsa da…

Günlerce tefrika etsek de bir şeyler hep eksik kalacağından, konuyla ilgili genel çerçeveyi aktardık. Bir sonraki beşinci bölümle de şimdilik son noktayı koymuş olacağız.

Sabrın sonu ile

Bibliyografya:

[2] Ergun, Baver,WikiLeaks Skandalı Hakkında Henüz Söylenmeyenler, Milliyet Internet, 30.11.2011

[3] Tarhan, Prof.Dr. Nevzat, Psikolojik Savaş, Gri Propaganda, Timaş Yayınları, 8.Baskı, Nisan 2006, sf.43
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…