Ana içeriğe atla

DİKKAT, BİRİLERİ ÖNÜNÜZÜ AÇIYOR OLABİLİR ( II )

Yazı dizimizin birinci bölümünde, sosyal ya da siyasi hayatta gizli ya da aşikâr güç odaklarının kontrolüne girmiş kişilerin nasıl emir aldıkları, nasıl yönlendirildikleri üzerinde durmuştuk.

Doğrudan mı yoksa dolaylı olarak mı yönlendiriliyorlardı? Doğrudan emir alıp yönlendiriliyorlarsa bunun farkında olmamalarına imkân yok.

Ancak dolaylı olarak emir alıp yönlendiriliyorlarsa, kanımızca asıl tehlike de burada gizlidir. Çünkü bu durumda emir alıp yönlendirildiklerinin farkında olmama olasılıkları çok yüksektir.

Devam edelim.

Tekrarlamak pahasına; ilkel içgüdülerin tetiklediği vasat bir öfkeyle hemen tu kaka ilan ettiğiniz bir kişi, şayet doğrudan emir almıyorsa, doğrudan yönlendirilmiyorsa bu durumun farkında olmayabilir. Çünkü, aracılar vasıtasıyla dolaylı olarak yönlendirilmekte ya da emir almaktadır.

Emir dediysek, doğrudan ‘git şunu yap, şöyle karar al!’ şeklinde bir yaptırıma zaten maruz kalmıyordur. İşte bu noktada ortaya atacağımız anahtar bir kavram, mevcut durumu anlamlandırmamızda kolaylık sağlayacaktır. Bu anahtar kavram ‘ önün açılması’ dır. Basit bir örnek verelim.

Okuldayken yazılı sınav kağıtları okunduğunda 100 üzerinden 100 alan bir arkadaşımız, sınavdan kaç aldın sorusuna şu cevabı verirdi : 100 aldım. Aynı arkadaşımız bir sonraki sınavda 100 üzerinden 20 aldığında sorulan aynı soruya ise şu cevabı verirdi; Hoca 20 vermiş.

Kamuoyunda isim yapmış, belli noktalara gelmiş kişiler, sahip oldukları nüfuz ve etki alanının kaynağının, kendi içlerindeki cevher olduğunu düşünür ve çevrelerinin de öyle düşünmesini isterler. Zaten aksini düşünmek mümkün olmaz.

Hiç kimse başarısına başkalarını ortak etmek istemeyeceği gibi birilerinin, o farkında olmadan onun ‘önünü açtığını’ bilemez.
Düşünmek istemez.

Bilse de tecahül-ü arif yapar, bilip de bilmemezlikten gelir.

Ancak yükselememiş ya da belli mevkileri işgal edememişse, bunun sorumlusu ona göre kimi otoriteler ya da karşılaştığı kötü adamlardır.

Aslında sınavdan 100 almakla, hocanın 20 vermesiyle aynı duygusal reaksiyonu yansıtır bu tutum. 100 aldığınızda siz başarmış, 20 alındığında ise hoca vermiştir.

Diğer bir deyişle, önemli birisi olmuşsanız bunu siz başarmış, başarısız olmuşsanız birileri önünüzü kapatmıştır.

İşte ortaya koyduğumuz anahtar bir kavram olan önünü açma kavramı, özellikle yukarıda işlemeye çalıştığımız tezin en önemli yapı taşıdır. Güç odakları ele geçirip yönlendirmek üzere belirlediği kişiyi mutlaka bir yerlere getirir. O bunun farkında olmayabilir ve önü açıldığından bir anda kendisini önemli bir mevkide de bulabilir.

Herkes gibi sıradan bir yazarken, bir anda kendisini Nobel ödüllü olarak bulabilir. Yılların siyasetçilerinin kurduğu siyasi partiler seçimlerde %1’lik oy alamazken, onun kurduğu parti ilk seçimlerde ezici çoğunluğu elde edebilir.

Bu hep medya desteği, olumlu propaganda, işlemlerin yürümesi noktasında bürokratik engellerin gizli bir el tarafından bir anda ortadan kaldırılmasıyla mümkün olur. Bir ilahiyatçıysa, tüm televizyon kanallarına davet edilmeye başlanır mesela.

O daha ‘ne oluyoruz yaa’ diyemeden, kendisine gösterilen teveccüh giderek artmaya başlar.

Son kullanma tarihine kadar da sürekli kendisini gündemde bulabilir.

Yazı dizimizin bir sonraki üçüncü bölümünde, ilginç bulacağınızı düşündüğümüz detaylarla bu konuyu farklı açılardan işlemeye devam edeceğiz.

Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

BUGÜN AREFE ( Mİ ) ?

Arefe günü, müslümanlar için dini bayramlarımızdan, yani ramazan ve kurban bayramından bir önceki güne verilen addır.
Hatta duvar takvimlerinden, basın yayın organlarına kadar, ramazan bayramından bir önceki güne de arefe günü dendiğini biliriz.
Ancak, islam dinine göre, arefe günü, aslında yalnızca kurban bayramından bir önceki güne denir.

Yani, ramazan bayramından bir önceki güne denmez.
Yanlış duymadınız.
Biraz açarsak ;
İslam inancına göre, Mekke'nin güneydoğusundaki Arafat Dağı, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yeryüzünde ilk buluştukları yerdir.
Kurban bayramında ifa edilen hac ibadetinin tam olarak yerine getirilebilmesi için ise, hacıların Arafat Dağı'nda topluca ibadet etmesi ve tıpkı mahşer gününü yaşar gibi o an orada bulunmaları gerekmektedir.
Bunu da arefe günü, anlayarak, hissederek yapmaları gerekmektedir.(Arefe : kelime anlamı itibariyle, anladı, kavradı, bildi demektir)
İşte en genel anlamıyla, Allah'ı anlamak, kavramak, kendine yakın hissetmek, bilmek, anlamına ge…