Ana içeriğe atla

DİKKAT, BİRİLERİ ÖNÜNÜZÜ AÇIYOR OLABİLİR ( III )

Yazı dizimizin önceki bölümünde güç odaklarının gözlerine kestirdikleri birisini nasıl kontrol altına aldığının ipuçlarını vermeye çalıştık.

Bu güç odağı, o kişinin kendi ülkesindeki gizli ya da aşikâr bir güç merkezi olabileceği gibi, uluslararası arenada söz sahibi bir istihbarat örgütü de olabilir.

Ve hatta ismi resmi kayıtlarda geçmeyen derin bir yapılanma bile olabilir.

Mesele gâyet basittir, kişi doğrudan emir alıp yönlendiriliyorsa aslında durumun farkındadır.

Bu durum bazen, duygusal bir eksende de gelişebilir. Ait olunan etnik ya da ideolojik gruba hizmet etmenin hazzı gibi. Burada bir nev-i samimiyet vardır da diyebiliriz. Çünkü nihayetinde inandığı değerler için kendince kavgasını veriyordur.

Ya da tamamen materyalist çıkarlar vardır işin içinde. Yâni doğrudan maddi menfaatler için yapılmaktadır bu iş.

Doğrudan emir alınmasının, güç odaklarının emrine doğrudan girilmesinin daha az tehlikeli olduğunu düşünürüm. Nasıl olur adam yerli ya da yabancı gizli güç merkezlerinden doğrudan emir alacak memleketi satacak ve bu durum çok tehlikeli olmayacak öyle mi? dediğinizi duyuyorum.

İddiamızı kararlılıkla yineliyorum.

Tehlikelidir ancak çok tehlikeli değildir. Doğrudan emir alanların, dolaylı olarak yönlendirilenlere kıyasla neden daha az tehlikeli olduğunu açalım biraz.

Bu kişiler daha az tehlikelidirler çünkü fark edilme, yakalanma, deşifre olma, foyalarının açığa çıkma riski çok çok yüksektir.
Çünkü doğrudan emir alınmaktadır ve talimat alma durumu ya da aradaki organik ilişki bir şekilde mutlaka açığa çıkma potansiyelini de bünyesinde barındırır.

Kişi doğrudan emir aldığından ya da bu güç odaklarıyla doğrudan ilişki içinde bulunduğundan bu durumun, kişinin konuşmalarıyla, bağlantılarıyla, tavırlarıyla açığa çıkma olasılığı her zaman aktif olarak gündemdedir.

Kişi görevlidir ve görevli olma hali bir çok günlük yaşam ilişkileriyle deşifre olabilmektedir. Türkiye’de bir dönem bakanlık yapmış olan Eyüp Aşık ile mafya başı Alaaddin Çakıcı arasındaki konuşmayı hatırlayalım.

"Aşık ile Interpol tarafından aranan Çakıcı arasında geçen konuşmaların en çarpıcı bölümünü, mafya başının ‘‘Sen bize haber verdin, biz de yer değiştirdik’’ diyerek, yakalanmak üzereyken ‘‘tüyo’’ aldığını açıkladığı bölüm oluşturuyor. Çakıcı'nın Aşık'a ‘‘Eyüp abi’’ diye hitap ettiği ve Türkiye'yi sarsacak nitelikteki kasette… " [1]

İşte yukarıdaki sembolik örnekte görebiliyoruz. İlişkiler doğrusal eksende geliştiğinde her şey tüm çıplaklığıyla kendisini zaten ilân ediyor. Taraflara düşen ise bu durumu yalnızca ihtiyatlı bir şekilde gizlemek oluyor.

Ancak ilişkiler doğrusal zeminde geliştiğinden, en küçük bir hata hedefteki görevli şahsın bertaraf olması sonucunu doğuruyor. Nitekim basına yansıyan bu konuşmadan sonra, devlet bakanlığı da yapmış olan Eyüp Aşık istifa etmek zorunda kalmıştı.

Zaten doğrudan kontrol, doğrudan emir alma dediğimiz ilişki biçimi, bu tip zamansız ve nagehân deşifre olma süreçlerini de patlamaya gönüllü mayın gibi sürekli içinde taşımaktadır.

Bu durum ise bahse konu doğrudan kontrol yönteminin uygulanmasının gözden geçirilmesine sebep olmuştur.

Modern psikolojik harekat tekniklerine göre, güç odakları kontrol altında tutmak istedikleri kişiyi sırf bu yüzden dolaylı olarak yani aracılar vasıtasıyla ya da önünün açılması suretiyle işlemeye başlamışlardır.

O kişi bunun farkında bile olamamış olabilir.

Yazı dizimizin bir sonraki dördüncü bölümünde, WikiLeaks belgeleriyle bir dönem dünyayı sallayan Julian Assange isimli şahıs üzerinden, gayet basit ve anlaşılır bir dille teorik çözümlemelerimize devam edeceğiz.

Sabrın sonu ile

Bibliyografya:

[1] Hürriyet, 23 Eylül 1998, Kıyamet Kopacak, Özel Haber


Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...