Ana içeriğe atla

ANNE BABANIZDAN ALDIĞINIZ MUCİZE



Biz lisedeyken biyoloji kitaplarında Charles Darwin’e ait evrim teorisinden bahsedilirdi.

Tarihin gördüğü en büyük bilim sahtekârlığı olduğu, son çeyrek asırdır onyüzbinmilyonlarca kez ispatlanmış olan bu teori bugünlerde biyoloji kitaplarında hâlâ var mı bilmiyorum.

Canlıların bir yaradan tarafından yaratılmadığı tezinin işlendiği Charles Darwin’e ait evrim teorisi, semavi tüm dinlerce reddedilen bir görüştür.

Son çeyrek asırdır dünyada çok tartışılan bir konu olan evrim teorisinin gerçek olup olmadığına son noktayı burada koymayacağım gibi, böyle bir iddiam da zaten yok. Herkesin inancı kendisine.

Bu, bir noktadan sonra kişisel bir tercihe döner ve teoriyle ilgili ideolojik ön kabulü olmayanlar tez ve antitez mahiyetindeki verilere bakar ve zihninde bir sentez oluşturarak kararını verir.

Zaten konum bu değil. Olayın başka bir boyutundan bahsetmek istiyorum.

Yaradılışla ilgili hayranlık duyduğumuz birçok şeyle karşılaşıyoruz günlük yaşantımızda.

Ve hatta yaradılış mucizesi, doğum mucizesi, kurban olduğum Allah nasıl yaratmış? deyip içinden çıkamadığımız birçok mucizevi duruma da şahit oluyoruz günlük yaşantımızda.

Bu kısımlar elbette göz ardı edilemez. Yaradılış ve yaradılış mucizesi başlı başına bir konu. Ancak ‘insan’ ı genelde başlı başına değerlendiriyor ve işin mucizevi boyutundan bahsederken sürekli kişiye ait özelliklerden bahsediyoruz.

Böbrek, sindirim sistemi, gözün görmesi, insan beyni gibi konularda mükemmel tasarımı görüp onunu üzerine konuşuyoruz.

En az bu konu kadar ve belki de bundan daha mucizevi bir konunun gen konusunda gizli olduğuna inanıyorum.

Böyle bir durumda mucizeden bahsederken kişiyi mutlaka birisiyle ilişkilendirmemiz gerekiyor. Ya babası ya annesi ya kardeşi ya da bilmem kaçıncı kuşaktan bir yakını ile…

Öyle kâllâvi bilimsel ifadelerle değil, hayran olduğum o mucizevi gerçeği basit örneklerle aktarmak istiyorum.

Ünlü bir ressamın babasının da ünlü bir ressam olması, bestekârın çocuğunun ya da torununun da bestekâr olması beni hep büyülemiştir.

Meselenin şu boyutu da olduğunu biliyorum; efendim, kişi yakınındaki anasından babasından ne gördüyse, neyin eğitimini aldıysa o tozu yutarak büyüdüğünden bu tip yetkinlikleri kazanması gayet doğaldır.

Bu gerçekten haberdarım ve itirazım yok elbette ancak kastettiğim bu değil.

Sırtında ben olan annenin çocuğunun da sırtında hem de aynı yerde bir ben olması da var bahsettiğim işin içinde.

Genetik biliminin incelediği kalıtsal karakterlerin döllere aktarılması boyutudur kastettiğim. Yani halk arasında ‘tıpkı babasına çekmiş’ ‘anasının kızı’ gibi yerleşik yorumlardır beni büyüleyen.

İnsanları böyle düşündürtmeye sevk eden nesiller arası aktarımlardır en az yaradılış kadar mucizevi olan.

Tesadüfen karşılaştığı bir el yazısını gördüğünde, ‘bu yazı benim el yazıma ne kadar benziyor, harflerin dizilimi, kaligrafik özellikler, tıpkı benim el yazım’ diyen torunun, o yazının dedesine ait olduğunu öğrendiğinde duyduğu şaşkınlıktır bahsettiğim Tanrısal mucize…

Sabrın sonu ile

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

BUGÜN AREFE ( Mİ ) ?

Arefe günü, müslümanlar için dini bayramlarımızdan, yani ramazan ve kurban bayramından bir önceki güne verilen addır.
Hatta duvar takvimlerinden, basın yayın organlarına kadar, ramazan bayramından bir önceki güne de arefe günü dendiğini biliriz.
Ancak, islam dinine göre, arefe günü, aslında yalnızca kurban bayramından bir önceki güne denir.

Yani, ramazan bayramından bir önceki güne denmez.
Yanlış duymadınız.
Biraz açarsak ;
İslam inancına göre, Mekke'nin güneydoğusundaki Arafat Dağı, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yeryüzünde ilk buluştukları yerdir.
Kurban bayramında ifa edilen hac ibadetinin tam olarak yerine getirilebilmesi için ise, hacıların Arafat Dağı'nda topluca ibadet etmesi ve tıpkı mahşer gününü yaşar gibi o an orada bulunmaları gerekmektedir.
Bunu da arefe günü, anlayarak, hissederek yapmaları gerekmektedir.(Arefe : kelime anlamı itibariyle, anladı, kavradı, bildi demektir)
İşte en genel anlamıyla, Allah'ı anlamak, kavramak, kendine yakın hissetmek, bilmek, anlamına ge…