Ana içeriğe atla

CANLI YAYINDA REZALET

Bir bakıyoruz bir ünlü kıçını açmış. Hayret diyoruz, şaşırmış bunlar. Yetmiyor bir bakıyoruz, canlı yayında gaf ! başlıklı bir haber.

Gaf maf ya da ansızın olan bir olay değil aslında. Besbelli tasarlanmış, bilinçli olarak yapılmış bir salaklık ya da söylenmiş söz.

Ya sabır diyorsunuz…Peki ünlülerin saçmalık sayıları ve saçmalıklarının seviyeleri neden bu kadar yerlerde sürünüyor?

Çok öncelerde kamuoyunun bilindik isimlerinin hayatları merak edilirdi.

Magazin basını takip edilir, kim kiminle nerede, antin kuntin işler yapmış buna bakılırdı. Şimdi bakılmıyor, merak edilmiyor mu? Tabi ki ediliyor. Ancak…

Teknolojinin, insan aklının sınırlarını zorlayacak şekilde ilerlemesini müteakip, fotoğraf makinesi, video kameralar ve cep telefonlarıyla elde edilen görüntülerin kayıt altına alınması, arşivlenmesi ve yayınlanması kolaylaştı.

Bu da yetmedi.

Arşivlenen, harici disklerde, flash belleklerde, bilgisayarların hard disklerinde, DVD’lerde, CD’lerde, mail kutularında muhafaza edilen bu kayıtların, bloglar, web sayfaları, facebook ve türevleri sair paylaşım ortamlarıyla herkese aktarılması gündeme geldi.

İşte tam da bu noktada; çok öncelerde hayatları, neler yaptıkları merak edilen bilindik ünlü isimlerimiz, ‘ne oluyoruz lan?’ dediler.

Evet, çılgın halk kitleleri malûm ünlülerin özel yaşantılarına hâlâ teveccüh gösteriyorlar, ama bu halk kitleleri aynı zamanda da, artık kendi magazin arenalarını da oluşturmuş durumdalar.

Bazen yakın arkadaşlarının, bazen çok az tanıdıkları birinin, bazense hiç tanışıp konuşmadıkları birisinin de özel hayatını takip edebiliyorlar.

Malûm, ünlülerin ne yaptıkları çok önceleri de merak ediliyordu ama yaptıkları günlük rutin işler merak ve ilgi konusu olmaya yetiyordu. Adlarından sıklıkla söz ettirmeleri için sıra dışı saçma salak iş yapmalarının bir dönem çok da gereği yoktu.

Internete bilgi aktarma bu şekilde kolaylaştıktan sonra bakın ne oldu?

Ünlülerimiz şimdi biliyorlar ki; halk denilen, bana göre ise ünlü olmayan herkesi kapsayan bu kesim, birbirlerinin yaşamlarını da, özel hayatlarını da artık dikkatle takip ediyorlar. Magazinse onlar da kralını yaşıyorlar.

Ünlüler, eskiden ilgi uyandıran günlük sıradan aktiviteleriyle artık merak uyandırmıyor.

Bugün bir ünlünün adından söz ettirmesi için onbeş sene önce yaptığının aynısını yapması, artık yeterli olmamaktadır.

Halk ve daha çok eğitimli kesim, artık kendi özelini oluşturmuş, hem çevresindekilerin özel hayatlarıyla ilgileniyor hem de fırsat buldukça ünlüler cephesine de göz atıyor.

İnsanlar teknolojik ilerlemenin yarattığı ve saydığımız araçlar sayesinde kendi özellerini hem de takip edilesi şekilde yaratabildiler.

Son tahlilde; ismi bilindik malûm ünlülerimizin saçma sapan demeçler vermeleri, canlı yayınlarda tasarlayarak ve hatta çoğu zaman önceden çalışarak güya (!) gaf yapmaları hep bu yüzdendir.

Canlı yayında gaf haberlerinin çoğunluğu, palavranın, soytarılık sosu dökülmüş halinden başka bir şey değildir.

Çünkü artık sizler de varsınız ve ünlüler bunları iyi biliyor.

Artık kimse facebook a girdiğinde ilk olarak ünlü birinin ne yaptığına bakmıyor.

Kendi yakın çevresi de artık insanlar için en az ünlüler kadar ve hatta bazen onlardan daha da anlamlı.

Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

BUGÜN AREFE ( Mİ ) ?

Arefe günü, müslümanlar için dini bayramlarımızdan, yani ramazan ve kurban bayramından bir önceki güne verilen addır.
Hatta duvar takvimlerinden, basın yayın organlarına kadar, ramazan bayramından bir önceki güne de arefe günü dendiğini biliriz.
Ancak, islam dinine göre, arefe günü, aslında yalnızca kurban bayramından bir önceki güne denir.

Yani, ramazan bayramından bir önceki güne denmez.
Yanlış duymadınız.
Biraz açarsak ;
İslam inancına göre, Mekke'nin güneydoğusundaki Arafat Dağı, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yeryüzünde ilk buluştukları yerdir.
Kurban bayramında ifa edilen hac ibadetinin tam olarak yerine getirilebilmesi için ise, hacıların Arafat Dağı'nda topluca ibadet etmesi ve tıpkı mahşer gününü yaşar gibi o an orada bulunmaları gerekmektedir.
Bunu da arefe günü, anlayarak, hissederek yapmaları gerekmektedir.(Arefe : kelime anlamı itibariyle, anladı, kavradı, bildi demektir)
İşte en genel anlamıyla, Allah'ı anlamak, kavramak, kendine yakın hissetmek, bilmek, anlamına ge…