Ana içeriğe atla

HUN DEVLETİ'NİN SÖZDE BAYRAĞINDAKİ EJDERHA MOTİFİ

Türk milliyetçisi Hüseyin Nihâl Atsız (1905-1975), Türk Tarihinde Meseleler adlı eserinde, Türk tarihi ile ilgili birçok meseleyi, kendi paradigmasıyla tahlil eder.

Kendi ifadesiyle; " Türk Tarihinde Meseleler adlı eser, tarih ve kültürümüze ait bazı konuların Türkçü görüşle yeni bir açıdan ele alınmasıdır."

Atsız, Türkçülük, Türk tarihi ve Türklük ile ilgili otuzbeş kırk kadar ihtilâflı ya da eleştirdiği hususu masaya yatırdığı bu eserinde, 16 Devlet Masalı ve Uydurma Bayraklar başlığı altında önemli bir noktaya işaret eder.

Arap unsuru karıştığı için, İslâmiyet'e bile antipati duyup, Türklerin ilk dini şamanizme sempati duyacak kadar, hayatını Türk milliyetçiliği ve Türk tarihi üzerine adamış Hüseyin Nihal Atsız, Cumhurbaşkanlığı forsundaki 16 yıldızın şimdiye kadar tarihte var olmuş 16 büyük Türk devletini temsil ettiği fikrinin aslında sakat bir fikir olduğunu ispatlamaya çalışır.

Sözgelimi; Akkoyunlular, Karakoyunlular, Safeviler, Mısır Kölemenleri, Baburlular gibi Türk devletlerinin Cumhurbaşkanlığı forsunda yer almayışının ise başlı başına bir skandalı çağrıştırdığını vurgular. Daha da önemlisi, tarihteki Türk devletleri arasında gösterilen Büyük Hun İmparatorluğu’nun bayrağını tartışmaya açar ve şöyle der:

"...Bu da bir milli sırdı da ancak şimdi mi açığa vurulması uygun görüldü?...[1] Uydurma bayraklar arasındaki Hun bayrağında, ejder mi, semender mi, kertenkele veya dinozor mu olduğu belli olmayan acayip yaratık şeklinin yer alması Türk tarihi hakkında hiçbir şey bilmemek demektir. Ejder, Çinliler’in sembolüdür. Türkler’de ise kurt, doğan ve koyun kullanılmıştır…" [2]

Ayrıca Harzemşahlılar’ın kapkara olduğu iddia edilen bayrağının da bir hayal ürünü olduğunu belirtir.

Bu konu nereden açıldı şimdi?

Dünkü Cumhuriyet gazetesinin Cumhuriyet Bilim Teknoloji ekinde bir başlık dikkatimi çekti.

Hun Bayrağı mı, Çin Bayrağı mı? başlıklı bu yazıda, Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Doğu Dilleri ve Edebiyatları Sinoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Bülent Okay’ın bir nev-i, feryadı duyuluyordu.

"16 Türk devletinin bayrağını kim çizmiştir? Hangi kaynağa dayanmışlardır? Kim onaylamıştır?" [3] dedikten sonra, Büyük Hun İmparatorluğu’nun sözde bayrağını kastederek:

"Böyle bir bayrak asla bir Türk devletine ait olamaz. Ejderha, Çinlilerin atası sayılan bir totem hayvanıdır. Çinliler biz ‘ejderhanın soyundan geliyoruz’ diye övünürler…Türkler için ejderha kötülüğü ve düşmanlığı simgelemektedir…Bu bayrağı çizen ve onaylayanlara sormak gerekiyor. Hangi kaynağa dayanarak böyle bir bayrak çizdiniz? Hiç mi vicdanınız sızlamadı? Çocuklarımıza bu yanlış bilgiyi aktarırken hiç mi üzülmüyorsunuz?" [4]

Hüseyin Nihâl Atsız kendi görüşünü Mayıs 1969'da Ötüken Dergisi'nin 65nci sayısında ortaya atmış. 2011' deyiz ve aradan geçen 42 yılda hiçbir şey değişmemiş gördüğünüz gibi.

Kanımca daha acı olan, bütün tarih kitapları ve Meydan Larousse [5] gibi bir ansiklopedi bile Hun Devleti’nin bayrağını ejderha motifiyle, Harzemşahlılar'ın bayrağını da kapkara olarak basmış.
Sözün bittiği yer artık.

Sadece yukarıdaki meselede de değil...

Ezici bir çoğunluk, kendilerine dayatılan resmi tarihi gözü kapalı, sorgulamadan kabul etmeyi tercih ediyor.

İdeolojik tercihlerini hem duygusal ön kabullerle hem de babadan oğula geçer gibi yapıyorlar.

Böyle yaptıklarından, günlük yaşam pratiğinin siyasi ve sosyal gerçekleriyle yüzleştiklerinde de, ya kabul etmeyip mukavemet göstererek irrasyonel argümanlarla saldırıya geçiyorlar ya da eli kolu bağlı olarak şaşırıp kalmaya devam ediyorlar.

Unutmayın, su akar mecrasını bulur.

Sabrın sonu ile

Bibliyografya:

[1] Atsız, Hüseyin Nihâl, Türk Tarihinde Meseleler, Ötüken Neşriyat, İstanbul- Ekim 2010, 5.basım, sf.63

[2] Ibid sf.67

[3] Cumhuriyet, Bilim Teknoloji Eki, Türkiye'nin Haftalık Bilim Haberleri ve Kültürü Dergisi, 2 Eylül 2011, sayı 1276, sf.9

[4] Ibid

[5] Meydan Larousse, Büyük Lügât ve Ansiklopedi, Paris, 1960, Librairie Larousse, Cilt II, sf.225
1 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

BUGÜN AREFE ( Mİ ) ?

Arefe günü, müslümanlar için dini bayramlarımızdan, yani ramazan ve kurban bayramından bir önceki güne verilen addır.
Hatta duvar takvimlerinden, basın yayın organlarına kadar, ramazan bayramından bir önceki güne de arefe günü dendiğini biliriz.
Ancak, islam dinine göre, arefe günü, aslında yalnızca kurban bayramından bir önceki güne denir.

Yani, ramazan bayramından bir önceki güne denmez.
Yanlış duymadınız.
Biraz açarsak ;
İslam inancına göre, Mekke'nin güneydoğusundaki Arafat Dağı, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yeryüzünde ilk buluştukları yerdir.
Kurban bayramında ifa edilen hac ibadetinin tam olarak yerine getirilebilmesi için ise, hacıların Arafat Dağı'nda topluca ibadet etmesi ve tıpkı mahşer gününü yaşar gibi o an orada bulunmaları gerekmektedir.
Bunu da arefe günü, anlayarak, hissederek yapmaları gerekmektedir.(Arefe : kelime anlamı itibariyle, anladı, kavradı, bildi demektir)
İşte en genel anlamıyla, Allah'ı anlamak, kavramak, kendine yakın hissetmek, bilmek, anlamına ge…