Ana içeriğe atla

TEHLİKE !

Ülkede yaşayan Kürtler PKK’nın gerçekleştirdiği son terör eylemlerini kınamalıdırlar. Bunda tereddüt duyulacak hiçbir nokta yoktur. Sivillere yönelik gerçekleştirilen terör eylemlerinin TAK adlı örgüt tarafından üstlenilmesi/peçelenmesi, PKK’yı temize çıkarmaz.
Doğrudan PKK tarafından gerçekleştirilmemiş bir terörist eylem olabilir. Ancak TAK’ın düşünce sistematiği incelendiğinde PKK’ dan müstâkil bir ideolojik oluşum olmadıkları görülebilir.

Ortada aşikar bir terör eylemi vardır ve bu durumun Kürt halkının haklarını savunmayla doğrudan ya da dolaylı bir ilgisi yoktur. Ankara’nın göbeğinde bomba patlatmanın, sivilleri öldürmenin bir açıklaması olamaz. Kürtlere gerçekten bir fayda sağlamak istiyorlarsa bu tip terör eylemlerini sonlandırmalıdırlar.
Halı sahada maç yapan polislere saldırmak savaşma hukukunda yazılı değildir. Türkçe eğitim yaptırıyorlar diye öğretmenlere, üniversiteyi yeni bitirmiş halkın bu gencecik emekçi çocuklarına saldırı kabul edilemez. O bölgede Kürtçe eğitim yapılması isteniyorsa bu talep silahla olmamalıdır.

Kaldı ki öğretmenlerden ne isteniyor?
Peki ya Siirt’te kadınlara sıkılan kurşun?
PKK, terör saldırılarını önümüzdeki dönemde daha da artıracak bu belli. Zaten örgüt Kandil’den yaptığı açıklamada önümüzdeki dönemde, o bölgede sağlık sistemini de çalıştırmayacağını deklare ediyor.

Devletin sağlık sistemini çökertmek adına kim bilir hastaneler ya da sağlık personeli bile işlevsizleştirilmeye çalışılacak. İşte böyle bir şeyin faturası hiç şüphe yok yine Kürt halkına çıkacak.

Bakmayın siz hâlâ PKK’ yöneticilerinin ‘önderimiz Abdullah Öcalan’ diye söylemelerine...Her basın toplantısında arkalarına Apo’nun fotoğrafını koymalarına...
Son altı ayda yaşanan süreç göstermiştir ki, İmralı'yı Apo'ya asıl mezar eden PKK’nın bizzat kendisi olmuştur. Bunu doğrudan yapmamış, görüşmelerin önünü tıkayarak, terör eylemlerini artırarak dolaylı olarak gerçekleştirmiştir.
 
Sırf siyasal iktidarı zor durumda bırakıp iyice savaşın içine çekmek için MİT-PKK görüşmesinin kasetinin sızmasına bile göz yuman bir PKK’nın bundan sonra ne yapacağını kestirmek güç değil.

Eh bu kaseti cemaat sızdırmadığına göre, İsrail’in gücünün ne olduğunu bir kez daha görebiliyoruz.
Açıkça bir iç savaşa doğru sürüklenmeye çalışıyoruz. Kürtlerden intikam alma güdüsüyle ortaya çıkacak bir iç savaş ise, işte asıl bu ülkeyi bölünmeye götürür ki çok sağduyulu davranmalıyız.

Bu konularda çok dolu Trabzon’lu bir arkadaşım çalıştığı kurumda yardımcı olmak durumunda olduğu Kürt işçiler için şu yorumu yapıyor; 'abi onlara daha fazla yardımcı olmaya çalışıyorum ki yanlış anlamasınlar, alınmasınlar.'
Ah sevgili kardeşim, ne mutlu ki böyle güzel düşünüyorsun. İşte bunun adı sağduyudur ve sağduyu her zaman galip gelmiştir. Keşke zamanında Türk halkı olarak o aşağılanmalar hiç yapılmasaydı.
Ayrıca, milyonlarca Kürde, ‘Kürtçe ve Kürt yoktur’ deyip, ‘hepiniz Türksünüz’ dayatmasını yapacağımıza, ‘bu ülke için ölmeye hazır Kürtsünüz’ düşüncesini onların zihinlerine yerleştirebilseydik.
Varlıklarını inkâr etmeler, Kürt dilini yasaklamalar hiç yaşanmasaydı. Milyonlarca Kürt içinde ayrılıp, gerçekten bağımsız bir Kürdistan hayali kurmayan yine milyonlarca Kürt olduğunu iyi biliyorum.
Evet Kürt bölücülüğü diye bir şey var ama ne kadar taraftar topluyor ona bakmak lazım. Ne yazık ki farklı bir şekilde olsa da, Türk bölücülüğü de var. Türk bölücüler de çıkmış ‘Kurtuluş Savaşı’nda Kürtler zaten savaşmamıştı’ diyor. Al sana memleketi bölmek için ortaya atılmış muhtemelen yine dış kaynaklı bölücü bir görüş.

PKK aracılığı ile başaramadıklarını bu sefer ‘Kurtuluş Savaşı’nda Kürtler zaten savaşmamıştı’ diyerek Türk bölücüler aracılığıyla başarmaya çalışıyorlar. Unutmayın aynı camiye giden, ramazanda aynı sofrada ve aynı saatte iftar açan bir ülkenin evlatlarıyız.

Klişelere boğulmuş, slogan sosu dökülmüş, parmak ucu klavye milliyetçilerinin derinliği olmayan ucuz söylemlerini sevmem ama yine de daha önceden de söylediğim gibi;
Yaşasın Türkiye halklarının ve coğrafyasının birliği ve bölünemeyecek olan bütünlüğü !

Sabrın sonu ile
3 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

BUGÜN AREFE ( Mİ ) ?

Arefe günü, müslümanlar için dini bayramlarımızdan, yani ramazan ve kurban bayramından bir önceki güne verilen addır.
Hatta duvar takvimlerinden, basın yayın organlarına kadar, ramazan bayramından bir önceki güne de arefe günü dendiğini biliriz.
Ancak, islam dinine göre, arefe günü, aslında yalnızca kurban bayramından bir önceki güne denir.

Yani, ramazan bayramından bir önceki güne denmez.
Yanlış duymadınız.
Biraz açarsak ;
İslam inancına göre, Mekke'nin güneydoğusundaki Arafat Dağı, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yeryüzünde ilk buluştukları yerdir.
Kurban bayramında ifa edilen hac ibadetinin tam olarak yerine getirilebilmesi için ise, hacıların Arafat Dağı'nda topluca ibadet etmesi ve tıpkı mahşer gününü yaşar gibi o an orada bulunmaları gerekmektedir.
Bunu da arefe günü, anlayarak, hissederek yapmaları gerekmektedir.(Arefe : kelime anlamı itibariyle, anladı, kavradı, bildi demektir)
İşte en genel anlamıyla, Allah'ı anlamak, kavramak, kendine yakın hissetmek, bilmek, anlamına ge…