Ana içeriğe atla

ANNE BABALAR, OKULLAR AÇILDI

Hazır, eğitim öğretim yılı yeni başlamışken söyleyeceklerim daha çok anne babalara.


Eğitim sistemimizin nasıl olduğunu zaten herkes biliyor. İşte bu yazı, eğitim sistemimizin bu şekilde olmasının bir ihmâlden, nemelâzımcılıktan mı, yoksa kirli planlı bir organizasyonun parçası olmasından mı kaynaklandığını tespite yöneliktir.

Anne babaların yapacakları şeyler var.

Şayet sosyal ya da maddi durumları müsaitse dershane ya da diğer takviye yöntemlerle çocuklarını geleceğe güçlü hazırlama gayretlerini zaten sürdürüyorlar.

Durumları müsait değilse okuldaki öğretmenin çabalarıyla bir şeyler olmasını bekliyorlar. Çünkü her anne baba çocuğunun derslerini bilmeyebilir.

Doktor bir anne ya da baba bile lisedeki çocuğuna fizik ya da matematik anlatamıyor. Kabûl, öğrenciyken işin kitabını yazmış olabilir ancak artık unutmuş.

Ayrıca, bir anne babanın özel dershane, okul ya da öğretmen seçeneği olmayabilir. Ve hatta kendisi de bilgi olarak çocuğuna faydalı olabilecek bilgi düzeyinde olmayabilir.

İşte bunlar olmasa bile, çocuğuna ders bilinci aşılayabilir ve yarınki kurtlar sofrasına çocuğunu hazırlayabilir.

İlkokuldan başlayarak aslında çocuk okula gittiği her gün, kendi kaderinin ağlarını örüyordur da farkında değildir. Çocuğa sadece bu eksende bilgi vermek bile onu kurtarabilecektir.

Asıl mesele, ana babanın bu durumun farkında olup olmadığıdır.

Unutmayın, tüm ülkenin sağlık hizmetinin ileri düzeyde olması kimseyi rahatsız etmez ve hatta memnun bile eder.

Ancak eğitimin, ülkenin her yerine ve yüksek kalitede götürülmesi birilerini mutlaka rahatsız eder.

Zaten sistem bu rahatsızlık üzerine kurulmuştur. Altını çizerek, tırnak içine alarak da, her türlü vurgulamak isterim; bu durum yalnızca Türkiye için geçerli değildir.

Sayılı birkaç ülke dışında dünyanın hemen hemen tüm ülkelerinin hükümetleri aynı amaca hizmet eder.
Çünkü o hükümetlere o kararları aldırtan daha üst küresel bir güç her ülkede zaten etkilidir.

Bu küresel güçler eğitim sisteminin sinir uçlarını iyi tanırlar. Hangi sosyal kesimin çocuklarının ne kalitede eğitim alması gerektiğine çoktan karar vermişlerdir bile. Bir doktor arkadaşımın söylediği gibi; ‘Şebinkarahisarlı ya da Adıyamanlı Osman Amca'nın oğlunun başhekim olmasını hazmedebilirler mi sanıyorsun?’

Ya da çalıştığı fabrikadaki çay molalarının on dakikadan onbeş dakikaya yükseltilmesi talebini dillendiren ustabaşının aldığı şu cevap ileriye dönük planın itirafı değildir de nedir ? ; ‘söyle işçilere, biz değil ama belki bizim çocuklarımız sizin çocuklarınızın çay molalarının on dakikadan on beş dakikaya çıkartılmasına izin verir’.

'Halkın gençlerini, gerçek matematik, gerçek ekonomi, gerçek hukuk ve gerçek tarih konusunda cahil bırak. ' [1]   Bu ifade, kavimlere ve ülkelere hükmetmeye çalışan küresel odakların kirli planları doğrultusunda aldıkları kararların, eğitimle ilgili kısmından sadece bir tanesidir.

Amerikan Donanmasında Deniz İstihbarat Subayı olarak uzun yıllar görev yaptıktan sonra ordudan ayrılan ve kaleme aldığı kitabında, dünya milletlerinin tuzağa nasıl düşürüldüğünü, görev yaptığı dönemde eline geçen belgelerle her yönüyle aktarmaya çalışan Milton William Cooper, 5 Kasım 2001 tarihinde Arizona'da şaibeli bir şekilde ne yazık ki hayatını kaybetmiştir.

Milton William Cooper, küresel güçlerin aldığı kararları belgeleriyle yayınladığı kitabında, dünya halklarının kontrolünün nasıl sağlanacağı konusunda alınan bir kararı da yayınlıyor ; "Zihinlerini dağıtmak; zihinsel faaliyetlerini sabote etmek; matematik, mantık, sistemin ilkeleri ve ekonomi konusunda onlara düşük kaliteli bir eğitim sunmak ve teknik yaratıcılıklarını köreltmekle..."[2]

Anne babalar, elinizden geldiğince çocuğunuzu okutmaya çalışın. Ve çocuklarınıza verecek hiçbir şeyiniz yoksa bile, ‘okuma bilincinden’ mutlaka bahsedin.

Birilerinin refahını, sizin çocuklarınızın okumaması ve cahil kalması üzerine inşa ettiğini ve sırf bu sebeple pusuda beklediğini lütfen unutmayın.

Sabrın sonu ile

Bibliyografya:
[1] Cooper, Milton William, Apokalips'in Atlıları, Gizli Örgütler ve Yeni Dünya Düzeni, Çev. Zeki  
     Enes  Akkan, Selis Kitaplar, 1.baskı, İstanbul, 2003, sf. 82
[2] Ibid sf.82

1 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...