Ana içeriğe atla

MÜGE ANLI VE Jİ BO MIN NE KUJE !


Müge Anlı nasılsın? nasıl gidiyor hayat? keyifler nasıl? işler tıkırında değil mi?

Ben pek iyi değilim. Şehitlerin acısı, sivillerin hüznü yüreğimizdeyken insan nasıl iyi olabilir ki?

Ve tabii ki senin bıyık altından gülerek izlediğin ama insan olan(!) herkesin üzüldüğü Van depremi…

Bu arada PKK’nın son terör eylemi başta Kürtleri, ilk kez bu ölçüde rahatsız etti biliyor musun?

Sivil toplum kuruluşları, Kürt iş adamları saldırıları kınadılar.

Ülkede yaşayan Kürtler, PKK’nın son terör eylemlerinden sonra ‘Benim için ölme ! Benim için öldürme !’ adıyla imza kampanyası başlattılar. (Yani Kürtçesi; Ji Bo Min Nekuje! Ji Bo Min Nemire!)

http://benimicinoldurme.org  adresini tıklarsan görürsün. Bu sayfa aracılığı ile bir iki gün içinde katılımcı sayısı 114.647’yi buldu. Hem öyle bir bilgisayardan birden fazla da kayıt bırakamıyorsun.

IP adresin kaydediliyor ve sistem ikinci kaydı engelliyor.

Parmak ucu klavye milliyetçiliğine, 49 ekrân renkli cam milliyetçiliğini eklemeye kalksak bayraktarlığını senin yapacağından hiç şüphem yok. Biraz da ucuz slogan sosu...

Biliyorsun; Kürtlerin içinde bölücü olduğu gibi, Türklerin içinde de aynı şekilde bölücülük yapanlar var. Korkarım PKK, yaptığı terör eylemleriyle 33 senede başaramadığını, senin gibiler bir kaç senede başaracak !

Kendini hangi kategoriye sokuyorsun bilmiyorum. Ama ben hangi kategoride olduğunu zaten biliyordum. Şimdi ise tüm Türkiye biliyor.

Ayrıca Van’daki deprem sonrası bilerek isteyerek, zevkle ve tasarlayarak yaptığın o açıklama hangi damardan besleniyor onu da iyi biliyorum.

Bu ülkeyi Kürtler bölemeyeceği gibi, iki halkı birbirine kışkırtıp kin, nifak, nefret tohumları serpiştirip memleketi bölmeye, güya vatanseverlik adı altında senin gibilerin de gücü yetmeyecek.

Teyzem Van’da oturur. Rahmetli eniştem öğretmendi ve Van’lıydı. Teyzemin çocukları ve torunları senin aklının eremeyeceği ölçüde ülkesini sever.

Dilersen sana onların isimlerini de veririm ve facebook tan ekledikleri fotoğraflara yükledikleri videolara, hem de geçmişe dönük olarak bakarsın. Beni daha iyi anlarsın.

Şu an memleketin üzerinde karabulutlar dolaşıyor ve muhtemelen herkesin acısı sıcak, senin ne dediğinle kimsenin ilgilendiği de yok.

Kendi yarıçapında yaptığın bir program seni fazla gaza getirmiş. Duydum ki, o programda hakim olmuşsun, savcı olmuşsun jüri olmuşsun ama bil ki şimdi fazla oldun.

Umarım ilk fırsatta özür diler, amacını aşan talihsiz bir beyanda bulunduğunu açıklarsın.

Bak Müge, Anlı olabilirsin, şanlı da olabilirsin ama bu kafanla Vanlıların tırnağı olamazsın.

Bu yüzden seni, Van halkına havale ediyorum.

Biliyorsun; herkes haddini bilecek!

Sabrın sonu ile
4 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...