Ana içeriğe atla

YETER ARTIK, AMELİYATLA KADIN OLUYORUM

Anlamış değilim, çünkü zaten anlaşılır gibi değil.

Milliyet Internet sayfaları güncellendikten sonra, şu an kullandığımız bu yeni sayfalara kavuştuk. Artık kavuştuk mu yoksa katlanmak zorunda mı kaldık orası müphem.

Neyse…

Daha önce de oldu hem de çok kere.

Herhangi bir konuda Milliyet’e mail atıyorum. Cevap yok.

Bir şey soruyorum. Cevap maili yok.

Haaa, ne zaman ki çirkefliğe bulaşıp ahlâksızca bir gömlek giyip bir iki yazara saldırıyorum görüyorum ki o zaman ciddiye alınıyorum.

Elbette çoğu zamanlar hiç de onaylamadığım ve aslında hiç de bana uygun düşmeyen yöntemler bunlar. Ama Milliyet Internet servisi beni bu işe mecbur bırakıyor.

Her zaman gerçeklerin seviyeli tartışma ortamlarında, fikirlerin çarpışmasıyla açığa çıkacağına inanırım.

İnanmakla kalmam, çirkinleşmek ve süflileşmek denilen üçüncü sınıf helezona benzeyen o âmiyenelikten uzak durmanın doğru olduğunu da iyi bilirim.

Boşuna dememişler; bârika-ı hâkikat, müsademe-i efkârdan doğar diye. Yani; gerçeklerin ışığı, fikirlerin çarpışmasından doğar diye.

Bu yazı da nereden çıktı şimdi?

Söyleyeyim.

Cinsiyetimin bu web sayfalarında nasıl göründüğü benim için çok da mühim değil.

Nitekim haftalardır kişisel bilgilerimin görüntülendiği Milliyet Internet'e ait bu ekrânda ‘kadın’ olarak görünmeme aldırış etmeden yazılarımı yazmayı sürdürüyordum.

Ancak arkadaşlarımdan bazıları kişisel bilgilerim kısmında cinsiyetimin ‘kadın’ olarak göründüğünü ve neden bunu değiştirmediğimi sorduklarında ‘o alanların benim tarafımdan doldurulmadığını, düzenleme yapılabilecekse de bunu bilmediğimi’ söyledim.

Anlayacağınız sonunda baskılara dayanamayarak Milliyet Internet servisine bir mail attım. Dedim cinsiyetimi mümkünse ‘erkek’ yapın. Cevap gelmediği gibi, hâlâ kadın olarak görünüyorum.

Eh madem çok da önemsemiyorsan niye uzatıyorsun canım bırak öyle kalsın da diyebilirsiniz. Tamam sözüm söz, çok önemli değil.

Ama benim bozulduğum şey, bu konuda gönderdiğim maillere cevap verilmemesi. Haaa desinler ki ‘kusura bakmayın yazılımdan kaynaklanan bir hatadan ötürü, cinsiyetinizi değiştiremiyoruz, yani kadın olarak kalacaksınız’

İtiraz edip gıkını çıkaran namerttir.

Düzeltme talebimi içeren mailimi attığımda ameliyat masasına yatsaydım cerrahi müdahaleyle çoktan değişiklik tamamlanır, misâl pembe cüzdanı da alırdık ama, görünen o ki bizim Milliyet uyumaya hâlâ devam ediyor.

Sabrın sonu ile
1 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

BUGÜN AREFE ( Mİ ) ?

Arefe günü, müslümanlar için dini bayramlarımızdan, yani ramazan ve kurban bayramından bir önceki güne verilen addır.
Hatta duvar takvimlerinden, basın yayın organlarına kadar, ramazan bayramından bir önceki güne de arefe günü dendiğini biliriz.
Ancak, islam dinine göre, arefe günü, aslında yalnızca kurban bayramından bir önceki güne denir.

Yani, ramazan bayramından bir önceki güne denmez.
Yanlış duymadınız.
Biraz açarsak ;
İslam inancına göre, Mekke'nin güneydoğusundaki Arafat Dağı, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yeryüzünde ilk buluştukları yerdir.
Kurban bayramında ifa edilen hac ibadetinin tam olarak yerine getirilebilmesi için ise, hacıların Arafat Dağı'nda topluca ibadet etmesi ve tıpkı mahşer gününü yaşar gibi o an orada bulunmaları gerekmektedir.
Bunu da arefe günü, anlayarak, hissederek yapmaları gerekmektedir.(Arefe : kelime anlamı itibariyle, anladı, kavradı, bildi demektir)
İşte en genel anlamıyla, Allah'ı anlamak, kavramak, kendine yakın hissetmek, bilmek, anlamına ge…