Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kasım, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

DERSİM MESELESİ VE CHP' Yİ BEKLEYEN ZOR GÜNLER

Milliyet’ten Hasan Cemâl’in 26 Mayıs 2010 Çarşamba günkü yazısını hatırlayalım. Hasan Cemal o günkü yazısında, Kemal Kılıçdaroğlu’nun önümüzdeki dönemlerde yaşayacağını varsaydığı bazı sıkıntılara işaret etmişti.

Ve, Deniz Baykal’a uygulanan kaset şantajının önümüzdeki dönemde Kemal Kılıçdaroğlu’nun önüne konacak bir sorun olduğunu yazmıştı.
O gün yazıyı okuduğumda aklımdan şunları geçirdiğimi çok net hatırlıyorum; koskoca Hasan Cemal, Deniz Baykal’a yapılan kaset komplosunu, neden Kemal Kılıçdaroğlu’nun kucağına önümüzde dönemde verilecek bir sorun olarak görüyordu ki?
Aklıma yatmamıştı ve o yüzden de bir gün sonra, 27 Mayıs 2010 Perşembe günkü yazımda Hasan Cemal’in görüşünün tam aksine şunları yazmıştım:
"Önümüzdeki süreçte, Kılıçdaroğlu’nun kucağına verilecek olan Baykal sorununu önemsemiyor, ihmâl ediyorum. Sorunu küçümsediğimden değil, ondan daha ciddi, tarihsel kökenleri olan, toplumsal vicdanlarda tahribat yapmış daha önemli bir Dersim meselesi olduğundan böyle söylüyorum. H…

YOLLU ERKEKLER, YOLLU KADINLAR

Bir kadının, devam eden bir ilişkiyi sona erdirmesinin birçok sebebi olduğu gibi, erkeğin de ilişkinin ipini çekmesinin birçok sebebi olabilir. Önce erkeği sonra da kadını inceleyelim. Bir erkeğin sevgilisinden ayrılması için temel gerekçenin ‘başka bir kadın’ olduğunu düşünürüm hep. Yani bir erkek sevgilisine durduk yerde ‘ayrılalım’ demez. Biraz yumuşatayım; erkekler, nefisleri başka kadınlara kaydığında sahip oldukları kadından vazgeçmeyi göze alırlar. Bir diğer deyişle erkek, bir ilişkiyi ‘ancak işin içine başka bir hatun girmesi durumunda’ gözden geçirir. Yoksa zavallı erkekler, kendisine sesini yükseltti diye, bir laf fazla söyledi diye, artistik yaptı diye, bir kadına öyle uluorta posta koymaya cesaret edemez. İnanınız, osuruktan bir gerekçeyle sevgilisine 'ayrılalım’ diyebilen bir adam hiç duymadım. Duyduysam da çok azdır. Hiç şüphesiz kesin bir kural olmamakla beraber, erkeğin bir kadından ayrılması için, sağda solda gördüğü hatunların adamı fazlasıyla cezbedip aklını çelmesi ger…

MÜSTAKİL EDEBİ METİNLER (3)

                                                                                 Ikmâr onun için bir eziyetti. Ayın doğmasını beklemek onun için bir işkenceydi.

Tâ ki, akrah üstündeki ceydâyı fark edene kadar. Tâ ki, alnı beyaz at üstündeki uzun boylu kadını fark edene kadar.
Dehanedeki bir mahlûk, kainatı nasıl ki ancak sınırlı bir zaviyeden temaşa ediyorsa, o da akrahın üstündeki durreyi andıran gözleri gördüğünde, kainatı o büyüklükte sandı.
Küpün ağzındaki bir canlı, kainatı nasıl ki ancak sınırlı bir açıdan görebiliyorsa, o da alnı beyaz atın üstündeki büyük inci tanesini andıran gözleri gördüğünde, kainatı o büyüklükte sandı.
Aşkından dağdardı artık ve o ceydâ ile mükâfi olabilmesi mümkün görünmüyordu.
Aşkından, gönlü yaralıydı artık ve o uzun boylu kadınla beraber olabilmesi mümkün görünmüyordu.
Bir lahza durdu ve kat'î azimini verdi : "bekûrim işte bu ceydâdan olmalı ! " Bir an durdu ve kesin kararını verdi: " ilk çocuğum işte bu uzun boylu kadından olmalı ! "
De…

İstanbul 2010 (Meya Orkestrası)

AYŞE ARMAN GÜNDE KAÇ KEZ TIKLANIYOR ?

Ulusal gazetelerde yazan köşe yazarlarını okuyorum. Sürekli takip ettiğim birkaç tanesi dışında, özellikle takip ettiğim yazar sayısı çok fazla değildir.
Bazılarının sırf yazmış olmak için yazdıkları belli.
Tıpkı gündeme düşen son açıklamasıyla ‘istesem günde elli şarkı yapabilirim’ diyen Selami Şahin gibi.
Yaparım ama ne kalitesi olur, ne de sürekliliği demeye getiriyor.
Üç gün sonra kimse hatırlamaz yani.
Ulusal gazetelerde kendisine köşe verilen ve yazı yazan bu kişilerin yazdıkları yazıların niteliği, tıpkı Selami Şahin’in istese yapabileceği ama dandik olacağını düşündüğü için yapmadığı o şarkılara benziyor.
Zaten bir yazarın eski yazılarına hiçbir şekilde dönülmüyorsa ve o yazılar kısa bir süre sonra arşiv mezarlığındaki yerini hiç bakılmamak üzere alıyorsa…
O yazarın yazarlığından da şüphe ederim.
Elbette bahse konu yaptığım, okunur mu okunmaz mı bilmem ama anlı şanlı, isim yapmış ve yazı yazmak için kendilerine gazetelerde köşe verilmiş olanlardır.
Okunur mu okunmaz mı bilmem diyorum ç…

OKUMAKTAN HİÇ KEYİF ALMIYOR MUSUNUZ ?

Bazı zamanlarda kendime okuma anarşisi yaratır sonuna kadar da yaşarım.
Hiç kural tanımaz bir şekilde…
Çok okurum martavalı değil bahse konu yaptığım. Ortam, zaman, konu sınırlaması olmadan yaşanan bir durumdur bahse konu olan.
Ortam sınırı yoktur, her yer olabilir. Otobüs, bir market belki de bazen ıssız bir yolun tam ortası.
Zaman sınırı da yoktur. Birkaç saat sürebilir. Ve hatta bazen bir lahza, tek cümle okurum önümdeki metinden, sonra kapatırım.
Konu ise bazen hiç önemli olmayabilir. Kadınların makyaj konusunda nasıl bir yöntem izlemeleri gerektiği de anlık gündemime oturmuş olabilir, Paraguay halk türkülerinin ülkemizdeki çağdaş halk müziğini etkileyip etkilemediği de.
Böyle daha keyifli olur bazen...
İnsanın okuma arzusu da nefis gibi sanki. Ehil aşçıların elinden özenle hazırlanmış yemeklerin bulunduğu, sofra düzenininse dört dörtlük olduğu bir masadan keyif alamadığınız olmamış mıdır hiç ?
Olmuştur.
Asıl yemek keyfini ise, hiç de profesyonel olmayan bir aşçının elinden sözgelimi Eminö…