Ana içeriğe atla

DERSİM MESELESİ VE CHP' Yİ BEKLEYEN ZOR GÜNLER



Milliyet’ten Hasan Cemâl’in 26 Mayıs 2010 Çarşamba günkü yazısını hatırlayalım. Hasan Cemal o günkü yazısında, Kemal Kılıçdaroğlu’nun önümüzdeki dönemlerde yaşayacağını varsaydığı bazı sıkıntılara işaret etmişti.

Ve, Deniz Baykal’a uygulanan kaset şantajının önümüzdeki dönemde Kemal Kılıçdaroğlu’nun önüne konacak bir sorun olduğunu yazmıştı.

O gün yazıyı okuduğumda aklımdan şunları geçirdiğimi çok net hatırlıyorum; koskoca Hasan Cemal, Deniz Baykal’a yapılan kaset komplosunu, neden Kemal Kılıçdaroğlu’nun kucağına önümüzde dönemde verilecek bir sorun olarak görüyordu ki?

Aklıma yatmamıştı ve o yüzden de bir gün sonra, 27 Mayıs 2010 Perşembe günkü yazımda Hasan Cemal’in görüşünün tam aksine şunları yazmıştım:

"Önümüzdeki süreçte, Kılıçdaroğlu’nun kucağına verilecek olan Baykal sorununu önemsemiyor, ihmâl ediyorum. Sorunu küçümsediğimden değil, ondan daha ciddi, tarihsel kökenleri olan, toplumsal vicdanlarda tahribat yapmış daha önemli bir Dersim meselesi olduğundan böyle söylüyorum. Hem de bu mesele Kılıçdaroğlu'nun kucağına verilmeyecek. Çünkü zaten kucağında.Sadece nadasa bırakılmış !..." [1]

Şimdi bugünkü gelişmelere bakalım. Yukarıdaki yazımdan tam onsekiz ay sonra, CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün önceki günlerde bir açıklama yaptı ve şöyle dedi: “Dersim Katliamı’nın sorumlusu devlet ve CHP’dir. Atatürk de bu olaylardan haberdardır. ”[2]

CHP Tunceli Milletvekilli Hüseyin Aygün’ün CHP’den ihraç edilmesini isteyen 12 milletvekili ise bu açıklamalara dün isyan etti. Bu 12 milletvekili yayınladıkları ortak basın bildirisinde:

“En başta Sayın Genel Başkanımız olmak üzere CHP yetkili organlarının suskunluğunu kabul etmek mümkün değildir. Sessizlik ve tepkisizliğin dolaylı yoldan söylenenleri onaylamak anlamına çekilebileceği unutulmamalıdır” [3] dedi…Veee sıkı durun, ortak basın bildirisini okuyan Haluk Koç şöyle devam etti :

“En başta Sayın Genel Başkanımız(!) olmak üzere CHP organlarını bu konuda tavır koymaya ve gereğini yapmaya davet ediyoruz.[4]

Fark ettiniz biliyorum, Dersim meselesi değil benim konum.
Hasan Cemâl’in, Deniz Baykal’a yönelik gerçekleştirilen kaset şantajını, Kılıçdaroğlu’nun önümüzdeki dönemde kucağında bekleyen bir sorun olarak görmesindeki mânâsızlıktır vurgu yapmak istediğim.

Tabii ki, Kılıçdaroğlu’nun kucağında duran ve nadasa bırakılmış olan asıl sorunu daha onsekiz ay önceden nasıl olup da göremediğidir.

Bağışlayın, çok bilmişlik değil yaptığım. Ancak arşivler ortada ve ‘ben demiştim!’ de yatan o lirik hazzı da içten içe yaşamıyor değilim. Yazılarımı takip eden okurlar bilirler, hatalı öngörülerimi, sebepleriyle açıklayıp özeleştirimi verebiliyorsam, aksi durumda da açıklama yapmam hoş karşılanmalıdır.

Son olarak yaşanan süreç tıpkı onsekiz ay öncesinden söylediğim gibi bir kez daha kendini göstermiştir ki; Baykal komplosu momplosu hikâyedir. Dersim meselesi, Kılıçdaroğlu’nun kucağında nadasa bırakılmış uyuyan asıl tehlikeli şeydir.

Peki bundan sonra ne olur?

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün hiçbir şekilde görüşlerinden geri adım atmayacağını bildirdi. Şâyet dünkü basın açıklamasını gerçekleştiren 12 milletvekili meseleyi sıcak tutup peşini bırakmazsa, başta Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nu sıkıştırarak zor durumda bırakırlar ki, bu da CHP için, 12 milletvekilinin 12 şiddetinde yarattığı ciddi bir çatlak demektir.

Bugünkü basın bültenlerini takip ettim ve belki dedim, Kılıçdaroğlu ile iddiaların sahibi CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün yaptıkları görüşmeden sonra ortak bir açıklamayla kamuoyunda cereyan eden soru işareti muammasına bir son verir.

Ancak haberlere göre; "Aygün'ün bugün öğle saatlerinde parti Genel Merkezine gelerek Kılıçdaroğlu ile bir süre görüştüğü öğrenildi. Görüşme sonrası herhangi bir açıklama da yapılmadı." [5]

Eee? Eee si şu: CHP’yi yıpratmamak, parti içi görüş ayrılığına sebebiyet vermemek için Dersim meselesi hakkında CHP’nin kesin ve kalın çizgileri olan bir tavır alması gerekir. Önümüzdeki süreçte göreceğiz ki; Dersim meselesi hakkındaki bu ikilemin yarattığı soru işaretlerine bulanmış huzursuzluk, genel başkandan başlayarak, başta CHP’nin tüzel kişiliğini de içine alarak tüm parti tabanını kemirmeye devam eder ki, kimsenin CHP’ye bunu yapmaya hakkı yok. CHP'de zor günler kapıda.

Sabrın sonu ile

Bibliyografya:
[1] http://www.bavergun.com/2010/05/kilicdaroglunun-kucagindaki-sey.html
[2] "Dersim İsyanı", Derya Sazak, Milliyet, 18.11.2011
[3] "CHP'de Dersim Çatlağı", Taraf, 17.11.2011
[4] Ibid.
[5] "Aygün, Kılıçdaroğlu ile Görüştü", Cumhuriyet, 17.11.2011

2 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

BUGÜN AREFE ( Mİ ) ?

Arefe günü, müslümanlar için dini bayramlarımızdan, yani ramazan ve kurban bayramından bir önceki güne verilen addır.
Hatta duvar takvimlerinden, basın yayın organlarına kadar, ramazan bayramından bir önceki güne de arefe günü dendiğini biliriz.
Ancak, islam dinine göre, arefe günü, aslında yalnızca kurban bayramından bir önceki güne denir.

Yani, ramazan bayramından bir önceki güne denmez.
Yanlış duymadınız.
Biraz açarsak ;
İslam inancına göre, Mekke'nin güneydoğusundaki Arafat Dağı, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yeryüzünde ilk buluştukları yerdir.
Kurban bayramında ifa edilen hac ibadetinin tam olarak yerine getirilebilmesi için ise, hacıların Arafat Dağı'nda topluca ibadet etmesi ve tıpkı mahşer gününü yaşar gibi o an orada bulunmaları gerekmektedir.
Bunu da arefe günü, anlayarak, hissederek yapmaları gerekmektedir.(Arefe : kelime anlamı itibariyle, anladı, kavradı, bildi demektir)
İşte en genel anlamıyla, Allah'ı anlamak, kavramak, kendine yakın hissetmek, bilmek, anlamına ge…