Ana içeriğe atla

YOLLU ERKEKLER, YOLLU KADINLAR

Bir kadının, devam eden bir ilişkiyi sona erdirmesinin birçok sebebi olduğu gibi, erkeğin de ilişkinin ipini çekmesinin birçok sebebi olabilir.
Önce erkeği sonra da kadını inceleyelim. Bir erkeğin sevgilisinden ayrılması için temel gerekçenin ‘başka bir kadın’ olduğunu düşünürüm hep.
Yani bir erkek sevgilisine durduk yerde ‘ayrılalım’ demez.
Biraz yumuşatayım; erkekler, nefisleri başka kadınlara kaydığında sahip oldukları kadından vazgeçmeyi göze alırlar.
Bir diğer deyişle erkek, bir ilişkiyi ‘ancak işin içine başka bir hatun girmesi durumunda’ gözden geçirir.
Yoksa zavallı erkekler, kendisine sesini yükseltti diye, bir laf fazla söyledi diye, artistik yaptı diye, bir kadına öyle uluorta posta koymaya cesaret edemez.
İnanınız, osuruktan bir gerekçeyle sevgilisine 'ayrılalım’ diyebilen bir adam hiç duymadım.
Duyduysam da çok azdır.
Hiç şüphesiz kesin bir kural olmamakla beraber, erkeğin bir kadından ayrılması için, sağda solda gördüğü hatunların adamı fazlasıyla cezbedip aklını çelmesi gerekir.
Bir erkek durduk yerde sevgilisinden ayrılıp arkasından da şöyle konuşmaz : ‘çok vıdı vıdı ediyordu, sıkıldım, değişiklik istedim, sevgim azaldı’...
Aklına başka yabancı bir kadın düşmemişse, bir erkek sevgilisinin kıçına tekme atmayı pek de düşünmez.
Haa bu erkeklerin erdemli olmasından mı kaynaklanır peki?
Hiç sanmam.
Kanımca bunun sebebi şudur; erkek öyle ya da böyle bir kadına sahip olmuştur ve elindekini yitirmesi durumunda, ikinci birisiyle birlikte olmak neresinden bakarsanız bakın külfetli bir iştir.
Yani ortada, kendisiyle birlikte olmak için sıraya girmiş hazır ikinci bir kadın yokken, sahip olunan kadından niye vazgeçilsin ki?
Erkeklerin sahip oldukları kadınları rahatlıkla terk edememelerinin sebebinin bu olduğuna inanırım hep.
Eldekini kaybettiğinde ya daha iyisini bulamazsa ?
Tamam illâki bulur belki ama, neresinden bakılırsa bakılsın maliyetli iştir yeni sulara yelken açmak.
Türk erkeği parayı bulduğunda ilk neyi değiştirir sorusunun cevabı yeterince ikna edici değil midir zaten?
Hem zaten eldeki bir elma daldaki üç elmadan daima daha iyi değildir de nedir?
Kadının terk etme mekanizması nasıl işler bir de ona bakalım.
Bir kadının sevgilisinden ayrılması için temel gerekçenin ‘başka bir erkek’ olmasına lüzum yoktur. Hâl böyle olunca bir kadın erkeğe durduk yerde ‘ayrılalım’ diyebilir. Erkek buna anlam veremez ve ‘ne oldu ya ? evet eksiklerimiz vardı ama bir çok şey de iyi gidiyordu, bu nereden çıktı şimdi ?’ sorusu erkeğin kafasına takılır.
Yani bir kadın, ortada başka bir erkek yokken bile, bir ilişkiyi ‘gözden geçirme’ cesaretini gösterebilir. Bu cesareti de sadece ‘kadın’ olmasından kaynaklanır.
İşte bu yüzden, özellikle şu modern zamanlarda kadın, erkeği ona karşı sesini fazla yükseltiyor, kendisine söz hakkı tanımıyor ya da ara sıra artistik yapıyor gerekçesiyle adama postayı rahatlıkla koyabilir. Kıçına da tekmeyi...
Osuruktan bir gerekçeyle sevgilisine ‘ayrılalım’ diyen çok kadına şahit oldum. Benzer bir gerekçeyle sevgilisine 'ayrılalım' diyen erkek ise çok az tanıdım.
Hiç şüphesiz kesin bir kural olmamakla beraber, bir kadın terk ettiği erkek için ‘sıkıldım, artık sevmiyordum, değişiklik istedim, sevgim azaldı’ gibi ifadeleri rahatlıkla kullanabilir.
Hayatında başka bir erkek olmasa bile, bir kadın sahip olduğu bir erkeğin kıçına tekme atmayı rahatlıkla düşünebilir. Bu işi iyi de becerir...Haa bu kadınların erdemli olmamasından mı kaynaklanır?
Asla.
Kanımca bunun sebebi şudur; bir kadın sahip olduğu erkekten ayrılması durumunda, kendisine yeni birisini bulma işi için ciddi çaba ve emek sarf etmeyeceğini iyi bilir.
Piyasa mekanizması gereği kadın talep edilen, erkek de talep eden olduğundan illâki bir alıcısı çıkacaktır çünkü. Ve kadın, dişiliğinin verdiği güçle bunu çok iyi bilir.
Ve hatta kimi kadınlar şayet ayrılmaya karar vermişse, arada hiç boşluk olmasın diye, henüz ayrılmamışken de, kuyrukta bekleyen talepkârlardan bir tanesine yeşil ışık bile yakmış olabilir.
Ortada sıraya girmiş hazır ikinci bir erkek varken, sahip olunun bu erkekten kolaylıkla neden vazgeçilmesin ki?
Kadınların, kendilerinde, yürümekte olan bir ilişkinin üzerine rahatlıkla çizgi çekebilecek gücü bu sebeple bulabildiklerine inanırım hep.
Eldekini kaybederse ve daha iyisini bulma olasılığı, hem de öyle fazla külfetli olmadan bulma fırsatı her zaman varsa...İşte bu fırsat sonuna kadar kullanılmalıdır !
Hülâsa; kadın elma ağacının altındadır ve eteğini germiştir. Düşen elmaları toplamaktadır. Erkekse sahip olduğu bir elması varsa, daldaki üç elmadan daha iyidir deyip yolunda devam etmektedir.
Newton’dan bugüne, daldan düşmemek için yerçekimine karşı hangi elma dayanabilmiştir ki?
Sabrın sonu ile
8 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…