Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Aralık, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Dış mihrakların karanlık oyunu

6 yıl önce yazdığım yazıyı noktası virgülüne dokunmadan tekrar yayınlıyorum.
Sadeceşurayı tıklayın yeter.

Sabrın sonu ile________________________________________________________________
Post scriptum : O yıllarda yazılarımın kapanışını 'selâmetle' ile yapardım 'sabrın sonu ile'  ile değil.
Kalp vücuttaki kirli kanı akciğerlere pompalar ve kirli kan akciğerde temizlenerek tekrar metabolizmadaki dolaşıma katılır.

Ancak bazı bünyelerin kalbinde sorun olduğunda, bu durum akciğerlere de sirayet eder ve kirli kan vücuttan hiç atılamaz.

Cemiyet hayatında bazı kimselere "kalpsiz" ya da "kansız" ya da "ciğeri beş para etmez" denmesinin yukarıda açıklanan biyolojik olayla tabii ki bir ilgisi yoktur.

Onun sebebi başkadır.

***Sabrın sonu ile***

AYŞE ARMAN VE SÖZDE OKUYUCUSU SANAL DİDEM'LE DANSI

Ayşe Arman, 15 Aralık 2011 tarihli bugünkü yazısında, güya sıradan bir okuyucusu tarafından yazıldığını iddia ettiği bir elektronik postaya cevap vermiş.
Güya ismi Didem olan bir okuyucu, Ayşe Arman’a gıcık olmuş ve güya aynen aşağıdaki metni içeren bir elektronik postayı kendisine göndermiş.
İsmi Didem olduğu iddia olunan okuyucunun Ayşe Arman’a gönderdiği iddia edilen elektronik postayı birlikte okuyalım :

Son zamanlarda ağır gıcık olmaya başladım yazdıklarına. Özellikle Trump Towers’taki daireyi gördükten sonra. Fazla suni geliyor anlatmaya ve gözümüze sokmaya çalıştığın hayatın. Kimse bu kadar mutlu olamaz! Herkesin mutlaka derdi, tasası vardır. Aksi, doğaya, dualite’ye aykırıdır. Herkes seks yapıyorken, çoğu kadının bir kocası, çocuğu varken özetle bu, son derece doğal bir şeyken, senin, kendininkileri bu denli okurun gözüne sokmanın altında başka bir şeyleri gizleme isteğinin yattığı kanaatindeyim. Hadi okura yutturdun diyelim, aynaya baktığında gördüğünü de kandırmaya mı çalışıyor…

SAYIN MEHMET ALİ BİRAND, MÜSAİTSENİZ Bİ DAKİKA BAKABİLİR MİSİNİZ ?

Mehmet Ali Birand’ın  10 Aralık  2011 Cumartesi günkü yazısını özellikle seçmiş değilim. Bir diğer deyişle Mehmet Ali Birand’ı özellikle seçmiş değilim.  Günlük köşe yazılarını okurken O’nun yazısını da okuyordum ve  ‘şey’ kelimesinin yazılışı dikkatimi çekti. 
‘Şey’ kelimesini kendinden önce gelen kelimeden ayrı yazması gerekirken, bazı cümlelerinde birleşik, bazı cümlelerinde de ayrı yazmıştı Birand. Bir tutarsızlık vardı.
Biraz kurcalayınca bayağı bir karmaşık daha başka hatalar zinciriyle karşılaştım.
“Başkalarını eleştiriyorsan önce kendine bak! ” da diyebilirsiniz. İyi de ben milyonların ağzının içine baktığı bir yazar değilim ki. Elbette elimden geldiğince doğru yazmaya çalışıyorum ama hepsinden önemlisi bu işten ekmek yemiyor, para kazanmıyorum. Daha önemlisi mesleğim dışında bu işe vâkit ayırmaya gayret ediyorum. 
Birand’dan daha fazla hata yapabilirim yani kimse kusura bakmasın.
Ayrıca yazılarımda böyle imlâ hataları olursa tarafıma bilgi verilmesi beni özellikle mutlu eder. Nitek…
Bu şarkı adamı alır öyle yerlere götürür ki,


Bir daha geri gelemezsin,


Neredesin? diye soranlara,


Yerini de söyleyemezsin.


*Sabrın sonu ile*

KÜRTLER, TÜRKLER VE VAN DEPREMİ SONRASI SON DURUM

Adına deprem denen coğrafi yer hareketliliğinin, dünyanın başka bir ülkesinde ciddi politik sonuçlar doğurup doğurmayacağını kesin olarak bilemeyebiliriz. Ancak Van’da meydana gelen depremin, özellikle yaşadığımız derinlikte sosyal-politik sonuçlar doğurması oldukça dikkat çekicidir.
Ülke, hem depremin acılarını hem de depremzedelerin mağduriyetlerini iliklerine kadar hissetmişken, benzer bir fay hattının parçalanması da vicdanlarda baş göstermiştir. Kitle iletişim araçları gelişmiş, bunun sonrasında da ağzı olan konuşuyor, klavyesi olan yazıyora dönüşmüştür.
Bu ülke, uğursuz 17 Ağustos depremini de yaşadı. O acılı evrede de, belirli bir kesimce meâlen ve üstü kapalı olarak dillendirilen o iğrenç ‘oh olsun’ söylemleri hâlâ akıllardadır.
Ancak 17 Ağustos depremi sonrası bir yaşam tarzını güya eleştirmek adına söylenen o vicdansız söylemler, Van depremi sonrası yerini bu sefer de vicdan mahrumu ırkçı söylemlere bırakmıştır.
‘24 şehide karşılık toprak sessiz kalamazdı’ kepazeliğine, ‘peki o …

HER ŞEYİ BİLEN ADAM GÖZALTINDA

Türkiye’nin sayılı ordinaryüs profesörlerinden râhmetli Ali Fuad Başgil’in (1893-1967) bir eseri var. Bu eser, Türkiye’nin iç siyasetine ilgi duyan Fransız okurlar için hazırlanmış. Orijinali Fransızca olan '27 Mayıs İhtilâli ve Sebepleri' adlı bu eser bir kitap olmanın da ötesinde akademik bir çalışma mahiyetindedir. Ve râhmetli bu eserinden dolayı yargılanmış. Ne yazmış, ne demiş, haklı mıymış, eser Fransa’da nasıl ses getirmiş, zamanında Türkiye’de nasıl tesir yapmış? bu değil konum. Dünyaca ünlü ordinaryüs hukuk profesörümüz bu eserinden dolayı yargılandığı esnada, onu yargılayan hakim, savcılar eski öğrencileri.  Düşünsenize, öğrencinizin ve sizin bilginizin onunkinden onyüzbinmilyon kat fazla olduğu bir öğrencinizin uzmanlığınızla ilgili sizi yargıladığını. Elbette boynuz kulağı geçer ancak neresinden bakılsa, insanda müstehzi bir yüz ifadesi bıraktıracak bir durum. Benzer şekilde, önceki gün gözaltına alınıp bırakılan Mehmet Eymür gibi. Milliyet bu konuyla ilgili en…