Ana içeriğe atla

AYŞE ARMAN VE SÖZDE OKUYUCUSU SANAL DİDEM'LE DANSI




Ayşe Arman, 15 Aralık 2011 tarihli bugünkü yazısında, güya sıradan bir okuyucusu tarafından yazıldığını iddia ettiği bir elektronik postaya cevap vermiş.

Güya ismi Didem olan bir okuyucu, Ayşe Arman’a gıcık olmuş ve güya aynen aşağıdaki metni içeren bir elektronik postayı kendisine göndermiş.

İsmi Didem olduğu iddia olunan okuyucunun Ayşe Arman’a gönderdiği iddia edilen elektronik postayı birlikte okuyalım :

Son zamanlarda ağır gıcık olmaya başladım yazdıklarına. Özellikle Trump Towers’taki daireyi gördükten sonra. Fazla suni geliyor anlatmaya ve gözümüze sokmaya çalıştığın hayatın. Kimse bu kadar mutlu olamaz! Herkesin mutlaka derdi, tasası vardır. Aksi, doğaya, dualite’ye aykırıdır. Herkes seks yapıyorken, çoğu kadının bir kocası, çocuğu varken özetle bu, son derece doğal bir şeyken, senin, kendininkileri bu denli okurun gözüne sokmanın altında başka bir şeyleri gizleme isteğinin yattığı kanaatindeyim. Hadi okura yutturdun diyelim, aynaya baktığında gördüğünü de kandırmaya mı çalışıyorsun... (Didem B.)

Ayşe Arman ise, ismi güya Didem olan o sanal kişiliğe  ‘bana ne gıcık oluyorsun, kendi hayatına özen göster’ başlığıyla uzun uzun cevap vermiş.

Neler mi yazmış?

Eh herhâlde analitik ve rasyonel açıklamalar yapacak hâli yok Arman’ın.

Sevişme aktivitesinde kelepçenin pratik ve sembolik fonksiyonu üzerine birkaç tespit yapmış.

Yetmemiş, bu sevişme girişimiyle gülüşmek arasında illiyet rabıtası kurmuş.

Sahip olduğu kırmızı külotundan bahsetmiş.

Falan filan...

İlmi ve entelektüel derinliği olmayan yazılar kaleme almasına rağmen ve her ne kadar isminden bahsedilsin diye kendisi böyle cümleleri rahatlıkla kurabiliyorsa da...

Neme lazım netice kendi mahremi. Beni pek ilgilendirmez.

Neyse buralar değil beni ilgilendiren zaten.

Aslında Ayşe Arman’a  böyle bir mail falan gitmedi. Fazla oldun artık, nereden biliyorsun? dediğinizi duyar gibi oluyorum.

Hadi ekşi sözlükte aleyhinde yazı yazanlara doğrudan ulaşması, zamanını ve mesaisini alacağından belki onlara cevap yazmıyor olabilir.

Ama benim gibi açık kimliğiyle kendisi hakkında yazı yazan ve kendisine soru soran onlarca adam var. 

Sözgelimi ben Ayşe Arman’ın yazılarının günde kaç kez tıklandığını merak ediyorum. İki ay kadar önce sorduğum Ayşe Arman günde kaç kez tıklanıyor?  sorusu uzay boşluğunda başı boşboş dolanıyor hâlâ.

Açık kimliği belli birisi olarak özene, bezene, düşünerek, emek vererek bir soru soruyorum ama cevap gelmiyor.

Ancak klavyenin başına oturan ve varlığı bile meçhul anonim sanal bir şahıs olan Didem ayak üstü soru soruyor, cevabı belki de aynı gün şak ! diye yayınlanıyor.

Şu sanal Didem’ de nereden çıktı yahu?

Sizce bu işte bir terslik yok mu?

Sanırım artık gerçekleri dile getirmenin vâkti Ayşe Arman.

Bir de…

Sabrın sonu ile

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

BUGÜN AREFE ( Mİ ) ?

Arefe günü, müslümanlar için dini bayramlarımızdan, yani ramazan ve kurban bayramından bir önceki güne verilen addır.
Hatta duvar takvimlerinden, basın yayın organlarına kadar, ramazan bayramından bir önceki güne de arefe günü dendiğini biliriz.
Ancak, islam dinine göre, arefe günü, aslında yalnızca kurban bayramından bir önceki güne denir.

Yani, ramazan bayramından bir önceki güne denmez.
Yanlış duymadınız.
Biraz açarsak ;
İslam inancına göre, Mekke'nin güneydoğusundaki Arafat Dağı, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yeryüzünde ilk buluştukları yerdir.
Kurban bayramında ifa edilen hac ibadetinin tam olarak yerine getirilebilmesi için ise, hacıların Arafat Dağı'nda topluca ibadet etmesi ve tıpkı mahşer gününü yaşar gibi o an orada bulunmaları gerekmektedir.
Bunu da arefe günü, anlayarak, hissederek yapmaları gerekmektedir.(Arefe : kelime anlamı itibariyle, anladı, kavradı, bildi demektir)
İşte en genel anlamıyla, Allah'ı anlamak, kavramak, kendine yakın hissetmek, bilmek, anlamına ge…