Ana içeriğe atla

HER ŞEYİ BİLEN ADAM GÖZALTINDA


Türkiye’nin sayılı ordinaryüs profesörlerinden râhmetli Ali Fuad Başgil’in (1893-1967) bir eseri var.
Bu eser, Türkiye’nin iç siyasetine ilgi duyan Fransız okurlar için hazırlanmış.
  
Orijinali Fransızca olan '27 Mayıs İhtilâli ve Sebepleri' adlı bu eser bir kitap olmanın da ötesinde akademik bir çalışma mahiyetindedir.
Ve râhmetli bu eserinden dolayı yargılanmış.
Ne yazmış, ne demiş, haklı mıymış, eser Fransa’da nasıl ses getirmiş, zamanında Türkiye’de nasıl tesir yapmış? bu değil konum.
  
Dünyaca ünlü ordinaryüs hukuk profesörümüz bu eserinden dolayı yargılandığı esnada, onu yargılayan hakim, savcılar eski öğrencileri.
 Düşünsenize, öğrencinizin ve sizin bilginizin onunkinden onyüzbinmilyon kat fazla olduğu bir öğrencinizin uzmanlığınızla ilgili sizi yargıladığını.
  
Elbette boynuz kulağı geçer ancak neresinden bakılsa, insanda müstehzi bir yüz ifadesi bıraktıracak bir durum.
  
Benzer şekilde, önceki gün gözaltına alınıp bırakılan Mehmet Eymür gibi.
Milliyet bu konuyla ilgili en güzel manşeti atmış.
Tebrikler sahiden de.
‘Her şeyi bilen adam sorguda’ demiş.  Hakikaten en doğru haber başlığı bu. Mehmet Eymür kanımca Türkiye’nin kara kutusudur.
O sebeple Milliyet’in manşeti ‘cuk’ diye oturmuş.
Her şeyi bilen adam sorguda !

2010 Haziran ayında kendisine aynen şu soruyu sormuştum ‘bu bildiklerinizle sokağa çıktığınızda insanları sivrisinek gibi görmüyor musunuz?’

Hayır tabii ki ! demişti gülerek.
Öyle ya bu kadar farkındalık ve insanların kulaktan dolma bilgilerle fikir yürütmeye çalıştığı bir çok konunun merkezinde olmak insana başka ne hissettirebilirdi ki?
Şimdi de hayatında ilk kez gözaltına alınmış.
Sorguda ne dedi, ne demedi, fail-i meçhûl cinayetlerle ilgisi nedir ne değildir ? .
O kısmıyla ilgili yorum yapmayacağım.
Türkiye’nin belki de tek kara kutusu olan, Milli İstihbarat Teşkilatı Kont-Terör Daire eski Başkanı Mehmet Eymür gözaltına alındığında, muhtemelen onun operasyon hikayelerini okuyarak ya da dinleyerek büyümüş kişiler tarafından sorgulanması...
İşte hayatın o garip cilvesidir altını çizmek istediğim.

Sabrın sonu ile
1 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...