Ana içeriğe atla

12 EYLÜL, GETİRDİKLERİ VE GÖTÜREMEDİKLERİ


Bir konu hakkında yazacak çok şeyiniz olduğunda yazmak zordur. Çünkü nereden başlayacağınızı bilemezsiniz ve bilirsiniz ki, saatlerce/sayfalarca yazsanız yine de eksik kalan bir şeyler mutlaka olacaktır.

Böyle durumlarda huzursuz olursunuz. Yemeğe bazı malzemeleri eksik koymuşsunuzdur. Bu tuz da olabilir baharat da.

Ve sofrada herkes bunu anlamasa da aslında siz biliyorsunuzdur.

12 Eylül 1980’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni devre dışı bırakarak, Kenan Evren liderliğinde yönetimi ele geçiren askeri cunta hakkında söyleyecek çok şeyim var.

Ve sırf bu yüzden şimdiye kadar belki de hiç yaşamadığım bir şeyi yaşıyorum; yazmakta zorlanıyorum.

Kendimi bildim bileli yani mesela son yirmi yıldır, toplamda binlerce yazı okumuştum 12 Eylül 1980 darbesiyle ilgili olarak.

Peki bu günlerde ne oldu?

Yaklaşık bir hafta önce, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı 12 Eylül İddianamesi'nin tam metni basına dağıtıldı.

Darbenin başı Kenan Evren hakkında ilk kez dava açıldı. Sadece o da değil, darbenin yaşayan uygulayıcılarından Tahsin Şahinkaya’ da nasibini aldı bu durumdan.

İddianamenin tam metnini okumayı dün bitirdim.

Bazı yerlerinde gözleriniz doluyor, bazı yerlerde zındanlarda çürüyen bedenleri, işkenceden lime lime edilmiş insanları, hem de tanıklarıyla okuduğunuzda ‘aman Allahım!’ diyorsunuz.

Ülkücüler (MHP), Kürtler ve devrimciler. Anaları ağlatılan zaten bu üç kesim.

Bu üç gruba, Mamak Cezaevi ile işkenceleriyle dünya cezaevleri literatürüne geçmiş Diyarbakır Cezaevi’nde yapılanlar akıllara zarar.

Mahkûmlara bekletilmiş bok ve parçalanıp dilimlenmiş fare yedirilmesi, genç mahkumlara merdiven altlarında tecavüz edilmesi…

Yetmeyip birbirlerine tecavüze zorlanmaları…

Yağlanıp makatlarına sokulup çıkarılan copun, bazen çıktığı kişiye bazen en yakın arkadaşının ağzına sokulup zorla yalattırılması…

Dişlerden, cinsel organlardan elektrik verilmesi, erkeklik organına ip bağlanıp yürütülmesi...

Veremli mahkumların balgamlarının alınıp, diğer mahkumlarda hastalanıp verem olsun diye yemeklerine karıştırılması…

İddianamede detayları, tanık anlatımları ile hepsi mevcut.

Ürkütücü olan, Türkiye’nin her yerinde sanki tek merkezden yapılıyormuşcasına ve eğitilmişçesine aynı tip işkence yöntemlerinin uygulanması.

Türkiye’de çağ açıp kapatacak kadar önemli olduğu bilinen bir olayı bir yazıda anlatmanın güçlüğü bir yana, birkaç cümle ile de olsa vurgulamak istediğim hususlar var.

İddianame; Kenan Evren ve arkadaşlarının ‘darbe ortamının olgunlaşması için’ bekledikleri ve hatta beklemekle de kalmayıp üstü kapalı olarak ‘anarşi ortamının doğmasına zemin hazırladıkları’ tezine sıklıkla vurgu yapıyor. Aslında hiç şüphesiz iddia ile kalmıyor, delilleriyle ispatlıyor.

Ayrıca, Sivas’da, Çorum’da yaşanan alevi kıyımları ile Cumhuriyet tarihinin gördüğü en büyük alevi katliamı olan Maraş Katliamı’nın perde arkasına dair bazı detaylara da vurgu yapıyor.

1968 yılında MHP Erzurum İl Gençlik Teşkilatı’nı kuran Yılma Durak’ın ifadesi ise bilindik bir gerçekliği tekrar vurgulaması açısından önemli. Mamak Cezaevinde falaka ve dayak gibi işkence yöntemlerine maruz kalan Durak şöyle devam ediyor :

Bana göre Mamak ve Diyarbakır Cezaevinde uygulanan işkenceler, ideolojik militarizmin temellerini atmıştır. Bugün devletimizin uğraştığı PKK terör örgütünün dayanak noktalarından birisi de Diyarbakır Cezaevinde ve Mamak Cezaevinde uygulanan işkencelerdir.[1]

Sahiden de cezaevinden sağ kurtulan, terör örgütünün dağ kadrosuna katılmıştır.

Bunların yanında, mahkumlardan yine ülkücü Yılma Durak’a sorguda yapılan rüşvet gibi bir teklif var ki çok ilginç.Kendi ifadesiyle :

"Bana, bize gerçek bir olay anlat, bu olayda Alparslan Türkeş’in vermiş olduğu emirle alttaki kişiler bu cinayeti işlemiş olsun, sen de bunu duymuş gibi anlat, o zaman seni burada 1 gün bile tutmayacağız, diye teklifte bulundular".[2]

Kimbilir kaç kişi sorumlu olmadığı ve hatta ilgisi olmadığı bir suçtan dolayı suçlandı ya da baskı altında kabul etmek zorunda kaldı, tahmin etmek hiç de güç değil.

Her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının ibretle okuması gereken bir iddianame.

Darbe heveslilerinin ise iki kere okuması gereken...

Sabrın sonu ile

Bibliyografya:

[1] 12 Eylül İddianamesi Tam Metni, T.C.Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Soruşturma No:2011/646
[2] Ibid.
1 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

BUGÜN AREFE ( Mİ ) ?

Arefe günü, müslümanlar için dini bayramlarımızdan, yani ramazan ve kurban bayramından bir önceki güne verilen addır.
Hatta duvar takvimlerinden, basın yayın organlarına kadar, ramazan bayramından bir önceki güne de arefe günü dendiğini biliriz.
Ancak, islam dinine göre, arefe günü, aslında yalnızca kurban bayramından bir önceki güne denir.

Yani, ramazan bayramından bir önceki güne denmez.
Yanlış duymadınız.
Biraz açarsak ;
İslam inancına göre, Mekke'nin güneydoğusundaki Arafat Dağı, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yeryüzünde ilk buluştukları yerdir.
Kurban bayramında ifa edilen hac ibadetinin tam olarak yerine getirilebilmesi için ise, hacıların Arafat Dağı'nda topluca ibadet etmesi ve tıpkı mahşer gününü yaşar gibi o an orada bulunmaları gerekmektedir.
Bunu da arefe günü, anlayarak, hissederek yapmaları gerekmektedir.(Arefe : kelime anlamı itibariyle, anladı, kavradı, bildi demektir)
İşte en genel anlamıyla, Allah'ı anlamak, kavramak, kendine yakın hissetmek, bilmek, anlamına ge…