Ana içeriğe atla

PETROL FİYATLARI, İRAN VE DURUM DEĞERLENDİRMESİ


Elinde bir bidon benzin ve bir çakmakla, onlarca kişiyi rehin almış bir adam düşünün. Çevresinde de polisler, keskin nişancılar ve meraklı bir yığın vatandaş. Yetmemiş adam benzini de olduğu gibi rehinelerin üzerine boşaltmış.

Her şey çakmağı çakmasına bağlı...İlginçtir adam bunu hep yapıyor. Bu tabloya baktığımda, her ne kadar mübalağalı bir benzetme olacaksa da, İran’ı görüyorum.

Benzin şişesi yerine ise elinde petrol varilleri var. Ve tüm dünya ekonomisini doğrudan ve derinden etkileyecek tehditler savuruyor son birkaç haftadır.

Uranyum madenini zenginleştiriyor ve bu sayede de üreteceği muhtemel nükleer silahlarla dünya üzerinde tehdit oluşturuyor. Zenginleştirilmiş uranyum, her ne kadar İran’ın açıklamalarına göre nükleer silah yapımı amacıyla kullanılmayacak olsa da, tüm dünya ülkeleri biliyor ki; son tahlilde zenginleştirilmiş uranyum demek nükleer silah demek.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın Kasım 2011 tarihli son raporunda İran’ın uranyum stokunun 4922 kiloya yükseldiği belirtildi ki, uzmanlara göre bununla en az dört adet nükleer silah imâl etmek mümkün.[1]

Genelde tüm dünyanın, özelde de ABD, Avrupa Birliği, Rusya, Çin, Kanada ve İngiltere’nin gözü İran’da.

İran, Hürmüz Boğazı’nı kapatmak suretiyle Basra Körfezi petrollerinin çıkışına engel olarak, dünya petrol fiyatlarını artırıp yeni bir kriz yaratmaya çalışıyor.

Çalışmasına çalışıyor da, uluslararası deniz hukuku, boğazdan engelsiz geçişi garanti altına alıyor ve kasıtlı askeri engelleri savaş nedeni olarak kabul ediyor.[2] İran, bölgenin tamamına hâkimiz ve tüm hareketleri kontrol ediyoruz [3] açıklamasını yapmış olsa da kanımca bu pek ikna edici bir açıklama değil.

Şayet gerçekten iddia ettiği kadar bölgeye hâkim olabilseydi, Umman Denizi'nde Somalili korsanların elinde 40 gündür rehin bulunan kendi vatandaşı İranlı balıkçıları önceki hafta korsanların elinden kendisi kurtarırdı.  Fakat Somalili korsanların 40 gündür rehin tuttuğu İranlı 13 balıkçıyı, sürpriz bir baskınla ABD donanması kurtardı. İran’ın yarı resmi Fars Haber Ajansı, operasyonu diplomatik nezaket usulü gereği sempatiyle karşılayacağına, durumu şu ilginç çıkışla değerlendirdi:

Amerikan savaş gemilerinin Körfez’deki varlığını meşrulaştırmak için gerçekleştirilmiş bir Hollywood filmi. [4]

Esasen, bu yaklaşımla ABD’nin ne kadar insancıl, ne kadar iyi niyetli olduğunu vurgulamak gibi bir gayemiz yok. Karşımızda, özellikle Müslüman coğrafyasında ismi zulümle ve insanlık dışı uygulamalarla özdeşleşmiş emperyalist bir ABD duruyor ki, bu meselenin farklı bir boyutu.

Peki İran bunu dönem dönem yapıyorsa, son manevralarını bu kadar önemli kılan ne ?

İran’ı bu sefer neden daha ciddiye almalıyız?

Tüm dünyanın nefeslerini keserek izlediği ve aslında dönem dönem farklı boyutlarda yaşanan bu krizi anlamlı kılan; ABD’nin ve AB' nin ilk kez aldığı bir dizi karar. Yani İran’a bugüne kadar uygulanan ve artık o bilindik kısmi ambargo ilk kez tam anlamıyla bir ambargoya dönüştü.

ABD ilk kez, İran Merkez Bankası da dahil olmak üzere, İran’ın tüm bankacılık sistemini, faaliyetlerini ‘tehdit’ olarak tanımladı. Yetmedi, İran’la, İran bankacılık-finans sistemiyle ilişki içinde olan tüm sektör ve kişileri aslında bir ‘tehdit’le baş başa olmakla değerlendirdi.

Üstelik ABD bu kararları aldığında yalnız da değildi. İngiltere ve Kanada ile birlikteydi. Hatırlatalım ki, İngiliz donanması en gelişmiş destroyerini, Kanada hükümeti de savaş gemisini Hürmüz’e göndermek üzere dün yola çıkardı.[5]

Peki İran blöf mü yapıyor?

Hayır, bile bile ateşle oynuyor ve sonuçlarına katlanmak üzere her şeyi de göze almış. Bu yüzden de Basra Körfezi’nde suların bu sefer çok ciddi ısınmasına sebep oluyor.

Amerika’nın 5.Filo dediği muazzam bir deniz kuvvetinin üssünün Bahreyn’de olduğu bir gerçek.[6]

Bu askeri gücü de eklediğinizde ve özellikle Ocak sonuna doğru İngiliz donanmasının en gelişmiş destroyerinin de Hürmüz Boğazı’nda olacağını düşündüğümüzde, ortam yüksek bir eşikten gerilecek gibi görünüyor.

İran 2500 yıllık bir medeniyet. Köklü bir devlet geleneğine sahip. Şu evrede ise İran haritasına baktığımızda bir kuşatılmışlık havası sezinleyebiliyoruz. Doğusunda Afganistan batısında da Irak var. Her iki ülkede de ABD askerlerinin varlığı hissediliyor. Bunlara bir de Basra Körfezi’ndeki ABD güçlerini eklediğimizde bu kuşatılmışlık kendini tüm ağırlığıyla fark ettiriyor.

Diğer taraftan, diplomatik ilişkilerini doğru geliştirmeye özenle dikkat eden İran, Rusya ile Çin’i yanına çekme gayretini sürdürmekte, özellikle Rusya ve Çin ile geliştirdiği ilişkilerle olası askeri müdahalelere karşı ittifaklar oluşturmaktadır.[7]

İran’a karşı, nükleer faaliyetlerinden ötürü uluslararası arenada lobi faaliyetinde bulunmak üzere bazı ülkeleri kapsayan 1 haftalık tura çıkan ABD Temsilciler Meclisi Çoğunluk Grubu Başkanı Eric Cantor’un liderliğindeki ABD Delegasyonu 06 Ocak 2012 tarihinde İstanbul’da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Tayyip Erdoğan ile ayrı ayrı görüştü.

ABD Temsilciler Meclisi Çoğunluk Grubu Başkanı’nın ziyaret turu 1 hafta sürecek ve Fransa, Katar, Türkiye, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni kapsayacak.

Bu ziyaretlerin muhatabı ülkelerden özellikle Suudi Arabistan’ın tavrını, bu görüşme sonucu yapacağı açıklamayı merakla bekliyorum. Fakat bu merakımın çok da ötesinde bir husus var ki, o da toplantının Türkiye ayağında ne konuşulduğu.

Ancak bu merakımı giderecek bir gelişme henüz yaşanmadı. Çünkü ne yazık ki Başbakanlık görüşmeyle ilgili açıklama yapmadı.[8] 

Açıklama yapmamasında İran’la ilişkilerin zaten gergin olması mı yatıyor henüz belli değil. Dış politika açısından da İran’la ilişkiler özellikle NATO radarını kabul etmemiz yüzünden saldırı tehditlerine varacak kadar soğumuştu.[9]

Yazıyı yayına hazırladığım gün (10.01.2012) ajanslara düşen bir haber yukarıdaki fiili durumu neredeyse tetikler mahiyetteydi. Henüz detayları belli olmasa da Van’ın Saray ilçesi sınırından İran’a kaçak girmeye çalışan 2 vatandaşımız, İran askerlerince açılan ateş sonucu hayatını kaybetti.

Bu durumun sağlıklı değerlendirilmesi için, İran sınırından geçmeye çalışan vatandaşların amaçları ve kimlikleri de elbette önemli. Ancak siyasi konjonktür dikkate alındığında, iki ülke arasında yaşanacak her türlü mesele titizlikle tetkik edilmeli ve sebepleri üzerinde doğru değerlendirmeler yapılmalıdır.

Karşılıklı ticaret hacmimizin 2011 itibariyle toplam 15 milyar dolar olmasından ve sınır komşumuz olmasından ötürü Türkiye olarak da İran’ın Hürmüz Boğazı ile ilgili alacağı karara odaklanmış durumdayız.

Öyle ki, kamu bankası olan Halkbank’ın İran’la yaptığı bankacılık işlemleri tartışmaya açıldı. Devamında, İran’dan petrol ithal eden TÜPRAŞ’ın İMKB’ de işlem gören hisseleri önceki günlerde ciddi bir düşüş yaşadı.

Son tahlilde, gerek dünya gerekse Türkiye, 2012’ye çok da iyi bir atmosferde girmedi. Şu an somut bir rahatsızlık görülmüyor olsa da, özellikle İran’a uygulanan sınırlı ambargonun, ABD ve AB eliyle tavizsiz tam bir ambargoya dönmesinin iktisadi ve sosyal sonuçları önümüzdeki aylarda görülebilecektir.

Tekrarlamak da mahsur yok. Uluslararası platformda daha önceleri de yaşanan son İran krizini anlamlı ve endişe duyulası kılan husus; İran’a yönelik şu ana kadar sınırlı olarak uygulanan ekonomik ambargonun artık tam anlamıyla uygulamaya konmasıdır.

Komşuda pişer bize de düşer diyorsak, bu durumu sadece olumlu yorumlamamalıyız. İran’a yapılacak bir müdahale bölge ve dünya ülkelerini elbette etkileyecektir ancak Türkiye de bu tablodan hissesini alacaktır.

Üstelik petrolümüzün üçte birini İran’dan alıyoruz. Tüm bu tabloya bakarak İran’a yapılacak herhangi bir müdahalenin Türkiye ekonomisini çok zorlayacağını söyleyebiliriz.[10]

Avrupa cephesine baktığımız da ise, İsviçre merkezli Avrupa’nın en büyük bağımsız rafinerisi Petroplus, kredilerinin donmasından ötürü yaşadığı ekonomik krizi aşamadığı için önceki gün bir açıklama yaptı. Fransa, Belçika ve İsviçre’de 3 tesisini kapatacağını duyurdu. Her ne kadar bu olayın, İran kriziyle doğrudan bir ilgisi olmasa da, analistler, bu kararların petrol ve petrol ürünleri piyasası üzerinde kalıcı etkileri olacağı uyarısında bulunuyor.[11]

Son olarak bir diğer husus var ki, yetkili çevrelerin, akademisyenlerin bir konuya açıklık getirmesinde fayda var.


Sorumuz şu;  bilindiği gibi, İran Hürmüz Boğazı'nı kapatabilir, Basra Körfezi petrollerinin tam da endişe edildiği gibi dünya piyasasına akışı engelleyebilir. (Hürmüz Boğazı'nı görmek için burayı tıklayın)

Ancak Hürmüz Boğazı kapatılsa bile, Suudi petrollerinin Kızıldeniz üzerinden, Babülmendep Boğazı’nı aşarak dünya piyasasına kavuşması da  mümkün görünüyor. (Babülmendep Boğazı'nı görmek için burayı tıklayın)

Yetkili çevrelerin açıklık getirmesi gereken husus, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması durumunda Basra Petrollerinin dünyaya çıkışı engellenirse, Kızıldeniz üzerinden Babülmendep Boğazı kullanılarak kriz geçici olarak da olsa aşılamaz mı?

Bu durum İran’ın oyununu ne kadar ve ne ölçüde bozar ? 

1970’lerde dünyada baş gösteren petrol krizi yüzünden Ajda,  Eurovision şarkı yarışmasına ‘Aman Petrol’ şarkısıyla katılmıştı.

Yine böyle bir şarkı bestelemek zorunda umarım kalmayız.

2012 Haziran’ına geldiğimizde neler olacak, Ortadoğu ve Dünya nelere gebe, merakla bekliyorum. 

Elinde bir bidon benzin ve bir çakmakla, onlarca kişiyi rehin almış adam çakmağı çakar mı?  Belki o tarihe de kalmaz film bir yerden kopar. Belli mi olur?

Sabrın sonu ile

Bibliyografya :

[1] Milliyet, 08 Ocak 2012, Kadri Gürsel, İran için vakit çok geç ( Davutoğlu için de…)

[2] Time, Mark Thompson, 28 Aralık 2011, İran Hürmüz Boğazını kapatabilir mi?

[3] Zaman, 07 Ocak 2012, Dış Haberler, sf.16

[4] Hürriyet, 08 Ocak 2012, İnsaniyet mi, Hollywood filmi mi?, sf.34

[5]Türkiye, 09 Ocak 2012 sf.17, ABD: Hürmüz Boğazı kırmızı çizgimiz

[6] Türkiye, 09 Ocak 2012, Yılmaz Öztuna, ABD-İran, sf.1

[7] Dünya Gündemi, 8 -15 Ocak 2012, Hakan Boz, 21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü, Suikast planları, casuslar ve yaptırımların gölgesinde İran, sf.9

[8] Hürriyet, 07 Ocak 2012, ABD’den İran çıkarması, Selçuk Yaşar/İst.

[9] Zaman, 07 Ocak 2012, Abdülhamit Bilici, İran’a çıplak uyarı ! sf.17

[10] Taraf, 09.01.2012, Zamanın Ruhu, Gökhan Karabulut, sf.9

[11] Dünya, 09.01.2012, Petrolde rafineri kaygısı, Dış Haberler,sf.10
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

BUGÜN AREFE ( Mİ ) ?

Arefe günü, müslümanlar için dini bayramlarımızdan, yani ramazan ve kurban bayramından bir önceki güne verilen addır.
Hatta duvar takvimlerinden, basın yayın organlarına kadar, ramazan bayramından bir önceki güne de arefe günü dendiğini biliriz.
Ancak, islam dinine göre, arefe günü, aslında yalnızca kurban bayramından bir önceki güne denir.

Yani, ramazan bayramından bir önceki güne denmez.
Yanlış duymadınız.
Biraz açarsak ;
İslam inancına göre, Mekke'nin güneydoğusundaki Arafat Dağı, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yeryüzünde ilk buluştukları yerdir.
Kurban bayramında ifa edilen hac ibadetinin tam olarak yerine getirilebilmesi için ise, hacıların Arafat Dağı'nda topluca ibadet etmesi ve tıpkı mahşer gününü yaşar gibi o an orada bulunmaları gerekmektedir.
Bunu da arefe günü, anlayarak, hissederek yapmaları gerekmektedir.(Arefe : kelime anlamı itibariyle, anladı, kavradı, bildi demektir)
İşte en genel anlamıyla, Allah'ı anlamak, kavramak, kendine yakın hissetmek, bilmek, anlamına ge…