Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şubat, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

BIRAK DAĞINIK KALSIN

Cem Yılmaz, gösterilerinden birinde gayet güzel aktarmıştı. Çocuk tatilde havuza girmekten çekinince babası oğlum niye girmiyorsun diye sormuş. Çocuk da okulda çözdüğü havuz problemlerinin tesiri altında cevap vermişti babasına : ‘olmaz giremem baba, problem çıkar !’
Seyirciler yerde…
Bizim nesil sahiden de hep böyle problem çözme kavgasıyla, o da yetmezmiş gibi bunun dayattığı başarı baskısıyla büyüdü. Kapitalizm gelişti, pazarda rekabet arttı, bu rekabet eğitim sektöründen öğrencilere de sirayet etti.
Gerçi bizim zamanımızda, yani yirmi sene önce bu kadar çok sayıda sınavlara hazırlık kitapları da yoktu.
Bugün Beşiktaş’taki meşhur Kabalcı Kitabevi’ne gidin, en alt katın yarısı ağzına kadar tıka basa sınavlara hazırlık kitaplarıyla doludur.
Bu soru ve sorun çözme alışkanlıklarını o kadar çok benimseyenimiz oldu ki, bazılarımız bir yerde bir problem görse dayanamaz oldu.
Hayatında, aklında, günlük işlerini görürken sonu soru işaretiyle dolu bir eylem, işlem gördü mü huzursuz olmaya başla…

YAŞADIĞI GEÇMİŞİYLE BEKLEDİĞİ GELECEĞİ ARASINDA BİR FİGÜR OLARAK : İNSAN

Kaybetmeye duyulan öfke ile kazanmaya duyulan özlem. Kaybetmeye duyulan öfke bizi geçmişe götürür. Çünkü kaybetmişizdir. Geçmişe dönük bir hayıflanma, en önemlisi ‘ah keşke’ iç geçirmesi oluşur insanda.

Bir nev’i başarısızlığa duyulan öfke ya da geçmişe duyulan bir özlem de diyebilirsiniz buna.
Sahip olduklarıyla yetinemeyen bizlerin, içine sık düştüğü bir durumdur.
Kabullenmesi güç olsa da ; herkes bilir ki, geçmişi geri getiremeyiz, yaşanmışlıklar bitmiştir artık. Bu eski bir sevgili de olabilir, belediyenin istimlâk ettiği bir alanda artık hiç olmayacak olan eski bir yol üstü lokantasında içtiğiniz güzel çorbalar da…
Kaybetmeye duyulan öfkenin yarattığı çaba, geçmişi geri getirme çabasıdır ki pratikte bu imkânsızdır.
Israrcılık ise, ağır yenilgiler alarak bizi sahip olduklarımızı kaybetmeye sevk eder de fark edemeyebiliriz.
Kazanmaya duyulan özlem ise bizi geleceğe götürür. Siz buna başarma arzusu, kazanma hırsı ya da en iyimser şekliyle kazanma isteği de diyebilirsiniz. Kazanmaya, sahi…

CUMHURİYET TARİHİNDE İLK KEZ YAŞANAN ENSEST BÜROKRATİK DEVLET KRİZİ ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA

CUMHURİYET TARİHİNDE İLK KEZ YAŞANAN ENSEST BÜROKRATİK DEVLET KRİZİ ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA

I.BÖLÜM :    KİM KİMDİR ? II.BÖLÜM :  ZORLU BİR SATRANÇ OYUNU, KİM KİMİN TARAFINDA ?
III.BÖLÜM :ENSEST BÜROKRATİK KRİZDE GİZLİ ÖZNE YANİ GERÇEK AKTÖRLER KİM YA DA KİMLER ?

I.BÖLÜM :

KİM KİMDİR ? Bu çalışmayı okurken paradigmanızın, yani “kişisel gözlüğünüzün” camlarını berraklaştırmak, okuyacaklarınızı kafanızda daha net oturtmak için kısa, basit, kaba, cılız ve dar anlamlı cümlelerle giriş yapacağım. Meselenin akademik ve neden sonuç ilişkileri bağlamındaki cümlelerime ise sonra devam edeceğim.
Geçtiğimiz hafta ne oldu?
İktidarda AKP var. AKP demek Başbakan Tayyip Erdoğan yani hükümet demek. Gelelim MİT’e.
Milli İstihbarat Teşkilâtı’nın yani MİT’in başında ise müsteşar Hakan Fidan var. Erdoğan, müsteşar Hakan Fidan’ı benimsiyor, O’na hep sahip çıkıyor.
O zaman Başbakan MİT’ i kolluyor, benimsiyor diyebilir miyiz? Evet diyebiliriz. Zaten Başbakan Erdoğan ile MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın arası oldukça iyi. B…