Ana içeriğe atla

HOMOSEKSÜELLİK VE ANALİTİK GEOMETRİ


Keskin hatları çağrıştıran değil de; yuvarlak hatları çağrıştıran ifadeler hep bir güvensizliği veya muğlaklığı yansıtır.

Sözgelimi; ne işler çeviriyorsun? dediğimizde işin içinde dairesel bir hareket vardır. Çeviriyorsun diyoruz ya…

Veya; ne yanar döner adamsın dediğimizde de aynı şey. Orada da döner diyoruz ya. Yine bir dönme hareketi var yani.

Bazen şöyle deriz meselâ; kıvırma!

Eh, kıvırma dediğimiz adama da iltifat etmiyoruzdur ya…

Sen bir dolap çeviriyorsun veya bir dolaplar dönüyor galiba dediğimizde olmaktadır. Anlayacağınız bu tip durumlarda sürekli bir dairesel hareket ve bunun yarattığı güvensizliğe vurgu vardır.

Hele hele bazen iş abartılır ve seksüel boyut da kazandırılır.

Eşcinsel erkekler için kullanılan, yuvarlak, dönme, tekerlek, top, halka sıfatlarını arka arkaya koyduğumuzda liste uzar da gider.

Halbuki, tersi tanımlamalar, güveni ya da gücü simgeler/çağrıştırır.

Yuvarlak hatları, kıvrımları çağrıştırmayan her ifade muteber kabul edilir. İtibar görür.

Örnek mi?

Dümdüz adamdır demez miyiz?

Ya da dosdoğru biridir dediğimizde olur çoğu zamanlar.

Bitmedi.

Savaş Ay çok kullanırdı bir dönem; zıpkın gibiyim, fişşek gibiyim derdi hâl hatırını soranlara.

Benzer kullanımlarda var elbet, çakı gibi, filinta gibi…

Bitmedi, jilet gibi…Peki bunun sonu nereye varır?

O zaman geometriden, analitik geometriden, eğrileri, parabolleri, konikleri, çemberi, daireyi çıkaralım, çocuklara sadece dikdörtgen, kare, çokgen ve prizmaları mı anlatalım?

Yuh artık…

Şu dairesel hareketin üzerinde biraz düşününce çağrıştırdıklarına bir de bu açıdan bakayım dedim.

Vay anasını sayın seyirciler, geometrik şekillerin, çizimlerin, tasarımların, zihnimizde çağrıştırdıklarını biraz kurcalayınca neler çıkıyor neler...

Yazarın işi de bu değil midir zaten ? Düşünmek ve yazmak.

Bir diğer deyişle, akıp giden hayatın fotoğrafını çekmek ama görüntü olmadan.

Sabrın sonu ile
1 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

BUGÜN AREFE ( Mİ ) ?

Arefe günü, müslümanlar için dini bayramlarımızdan, yani ramazan ve kurban bayramından bir önceki güne verilen addır.
Hatta duvar takvimlerinden, basın yayın organlarına kadar, ramazan bayramından bir önceki güne de arefe günü dendiğini biliriz.
Ancak, islam dinine göre, arefe günü, aslında yalnızca kurban bayramından bir önceki güne denir.

Yani, ramazan bayramından bir önceki güne denmez.
Yanlış duymadınız.
Biraz açarsak ;
İslam inancına göre, Mekke'nin güneydoğusundaki Arafat Dağı, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yeryüzünde ilk buluştukları yerdir.
Kurban bayramında ifa edilen hac ibadetinin tam olarak yerine getirilebilmesi için ise, hacıların Arafat Dağı'nda topluca ibadet etmesi ve tıpkı mahşer gününü yaşar gibi o an orada bulunmaları gerekmektedir.
Bunu da arefe günü, anlayarak, hissederek yapmaları gerekmektedir.(Arefe : kelime anlamı itibariyle, anladı, kavradı, bildi demektir)
İşte en genel anlamıyla, Allah'ı anlamak, kavramak, kendine yakın hissetmek, bilmek, anlamına ge…