Ana içeriğe atla

ARTAN VE ARTACAK OLAN TECAVÜZ HABERLERİ HAKKINDA

Varsayalım ki; birçok konuda yazı yazdığım, çektiğim fotoğrafları yayınladığım web sayfamda her gün mutlaka silahlarla ilgili haberler vereyim. Yanlış duymadınız ateşli silahlardan bahsediyorum.

Gündem olsun olmasın, alâka olsun olmasın, yazılarımın bir kenarına mutlaka ateşli silahlarla, patlayıcılarla ilgili notlar koyayım. Ateşli silahların menzilleriyle, etki alanlarıyla, kalibreleriyle ilgili birçok ayrıntı aktarayım.

O da yetmezmiş gibi, yine istisnasız her gün iç gıcıklayıcı öyle silah fotoğrafları, silahların metalik yüzey kalitesini kusursuz bir şekilde hissettiren parlak parlak fotoğraflar da ekleyeyim ki, silahlardan hiç hoşlanmayan birisi bile onlara baktığında ‘vay be’ desin.

Özellikle gençlerin bu silahlarla nişan alırken çekilmiş özendirici fotoğraflarını da her gün siteme eklemeye devam edeyim.

Bir genç ise, hergün ateşli silahların reklamını yaptığım bu fotoğraf ve görsellerin tahrik edici etkisine girse, bunların güya gücü simgelediği zannına kapılsa ve bu sebeple suça bulaşsa… Misâl, bir cinayet işlese, sorguda da, yayınlarımdan etkilendiğini, gücünü ispatlamak için bir an şeytana uyduğunu söylese…

Ve ben, ertesi gün sayfamda bu gencin aleyhinde yazı yazsam, “silahla gelen cinayet” diye manşet atsam, işlenen cinayetin çok hunharca olduğundan falan bahsetsem, içinizden yüzüme tükürmek gelmez mi?

Ya da, sistematik ve bilinçli olarak yaptığım özendirici bunca silah yayınından sonra, ateşli silahlarla işlenen bir suç söz konusu olduğunda ‘ahlaktan’ ‘erdemden’ ‘iğrençlikten’ bahsetmem ne kadar anlamlı, ne kadar inandırıcı olur?

Son zamanlarda ciddi olarak artan tecavüz ve cinsel suç haberleri dikkatinizi elbette çekiyordur.

Sözüm, Allah’ın her günü, illâ bir kadın götü ya da memesi gösteren basın yayın organlarına. Ya da insanların normal mecrasında seyreden vücut kimyalarını, attıkları manşetlerle, haber başlıklarıyla bozma gayretinde olan bazı basın yayın organlarına. Bakınız, 2009 senesinde yazdığım ‘Sibel Can’ın Meme Uçları’ başlıklı yazımda ne demişim :

"Bu tip haberleri okuyup, körüklenen hem de o biçim körüklenen cinselliği, sahip olduğunuz üstün yüksek ahlâki normlardan ötürü ihmâl edebilirsiniz. Cinsellik vurgusunun sistematik bir şekilde ön plana çıkarılması bu şekilde devam ettikçe, bunun yansıması olarak okuyacağımız tüyler ürperten malum haberlerin ardı arkası kesilmeyeceği gibi, üstel fonksiyon hızıyla da artmaya devam edecektir. Aman canım etkilenmesinler, kendilerine hakim olsunlar demeyin sakın. Herkes sizin gibi erdemli ve ahlâklı olamayabilir." [1]

Böyle haberler yayınlanmasın mı demeye getiriyorum?

Hayır fakat, bu haberlerin yoğun kuşatılmışlığı altında suç işleyen insanları eleştirmeye bizim hakkımız var belki ama, bu başlıkları atanların bence yok. Bunun adı olsa olsa iki yüzlülüktür.

Lütfen, bundan sonra karşılaşacağınız ilk cinsel içerikli suç haberinde, aklınıza bu yazı gelsin ve baktığınız ekrândan ya da gazete sayfasından gözünüzü birkaç santim öteye kaydırın.

Soytarıca sırıtan asıl fail oradan size sinsice ve albenili bir şekilde mutlaka bakıyor olacaktır.

Sabrın sonu ile
Bibliyografya:
[1] Baver Ergun, "Sibel Can'ın Meme Uçları" 7 Ekim 2009 Çarşamba, Milliyet Internet,
1 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...