Ana içeriğe atla

SEVGİLİLER TİYATROSU (!)

Tiyatronun tarihine baktığınızda neredeyse insanlık tarihiyle aynı anda başladığını görürsünüz.

Öyle ki; tiyatro insanla birlikte doğmuştur şeklinde görüş bildiren yazılı kaynaklar, günümüzde hâlen geçerliliğini korumaktadır.

O alışılagelmiş beylik laflar ise her lâhza aklımızdadır. Hangileri?

“Yaşam bir tiyatrodur biz ise oyuncularız”. “Sahne aynıdır ancak roller başkadır”.

Örnekler çoğaltılabilir.

Yaşam bir tiyatroysa ve trajedi, komedi, epik ve daha türlü türlü tiyatro çeşidi de olduğuna göre sevgilinizle hangi tür tiyatroyu sahneliyorsunuzdur da farkında değilsinizdir kim bilir?

Aşk yaşamın içindeyse ve yaşam da bir tiyatroysa, aşk tiyatronun tam da göbeğinde demektir.

Sevgilinizle hangi tür tiyatro oyunu sergiliyorsunuz bilemem elbet ancak aşk dediğin şey bana göre epik tiyatro temelli olmalıdır. Epik yani diğer adıyla destansı.

Ancak aşkınız dillere destan olsun manâsında değildir söylediğim şey. Peki o zaman nedir kastettiğim?

Kastettiğim şey, epik tiyatronun özelliklerinde kodlanmıştır.

Diğer tiyatro çeşitlerine göre, epik tiyatro türünün özellikleri biraz daha farklıdır. Çünkü epik tiyatro türünde, oyunun izleyiciyi etki altına almasına müsaâde edilmez.

Bir kere, epik tiyatroda gerçeklik vurgusu hep vardır.

Oyun güzel bir şekilde devam ederken ve seyirciler sahneye kilitlenmişken, o güzelim oyun aniden çat diye bölünür ve izleyiciye açıklamalar yapılır.

Sözgelimi oyunda bir entrika, alavere dalavere varsa bu hiç çekinilmeden izleyiciye söylenir.

Hatta oyun esnasında, gördüklerinin bir temsil olduğu, aslında yaşanmadığı, gerçek olmadığı izleyiciye hatırlatılır sık sık. Amaç izleyicinin kendisini oyuna safsaf kaptırmasına mâni olmaktır.

Diğer bir deyişle, sağlıklı bir ilişkiye en uygun düşen tiyatro çeşidinin epik tiyatro olduğunu düşünürüm.

İlişkiyi sağlıklı yapan da epik tiyatronun, yukarıda açıkladığım özellikleridir.

Madem bir tiyatrodayız, o zaman ilişkide de tarafların birbirini tesiri altına almasına engel olunmalıdır.

Bazen çat diye bir gerçek deşifre edilmeli doğrular ve varsa bir entrika, bu asla saklanmamalıdır.

İki sevgili, eğer bir an için de olsa bulutların üzerindeyse, en azından birisi kendinde olmalı ve bu yaşananların aslında gerçek olmadığı hatırlatılmalıdır sık sık.

Amaç, taraflardan hiç değilse birinin ilişkiye sağlıksız ve hastalıklı şekilde bağlanmasına engel olmaktır.

Komedi, trajedi, dram, çağdaş, geleneksel…

Sizin tiyatronuz hangi tür?

Sabrın sonu ile
1 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...