Ana içeriğe atla

KABATAŞ ERKEK LİSESİ VE EFSANE HOCALARI


Kabataş Erkek Lisesi’nde okurken yüksek birikimli çok önemli hocalarımız vardı. Bizler ise, onların sadece bir öğretmen değil, bazılarının kendi branşlarında akademik kariyer yapmış, mühendisler, yüksek mühendisler olduklarını mezun olduktan sonra, ancak okul yıllığından öğrenebilmiştik.

Hepsinin ismini buradan saymam oldukça güç. Ancak hiç değilse öncelikle birkaç tanesini mutlaka yazmak istiyorum.

En başta, son sınıfta en çok zaman geçirdiğimiz ve bize hayatın matematiğini anlatmaya çalışan matematik hocamız İbrahim Aktaş. “Matematik sohbeti” denilen ve o zamana kadar'o da neymiş ya?' dediğimiz şeyi bize öğreten hoca…

“Bırakın dersi şimdi matematik sohbeti yapacağız” der, sayılarla, kavramlar arasındaki ilişkiler üzerinde akıl yürütmemiz için, herkesin pür dikkat kesildiği tatlı, gergin ama sessiz bir ortam yaratırdı. Tahtaya çizdiği analitik grafiklerle, tebeşirlerin tozları da o kalabalık sınıftaki bu eşsiz tabloya eşlik ederdi.

Canan Hanım vardı. Canan Şensöz. Biyoloji hocamız. Her ne kadar yaşanan bazı aksaklıklardan sonra gerçekleştirememiş olsak da, mezuniyet törenimiz için nasıl da çabaladığını, ‘benim çocuklarım istedikleri kadar yesinler' dediğini, bizi nasıl da sahiplendiğini dün gibi hatırlıyorum. Söylemek de beis yok, “açık büfe” denilen şeyin ne olduğunu daha o yıllarda ilk ondan duymuştum.

Sonra Hâle Hanım vardı. Edebiyat hocamız Hâle Güner. Yunan mitolojisini, Agamemnon’u, İlyada’yı Odessa’yı anlattığı o sıcak Mayıs günlerini unutmak mümkün mü?

Peki 1990'da, yani bundan 22 sene önce Kaddafi’nin sonunun çok kötü olacağını söyleyen tarih hocamız Rebihan Erkal’a ne demeli?

Dün akşam ise Kabataş Erkek Lisesi’nden fizik hocam Cumhur Işın’la konuştum.

Mutluydu ve bir o kadar da haklı gurur yaşıyordu. Hem kendisi için bir gece düzenlenmişti, hem de Kabataşlılar Derneği kendisiyle bir röportaj yapmıştı.

Yazımın sonunda yaklaşık sekiz dakika süren o röportajı sizlere de izleteceğim. O röportajda kendisi ve Kabataş Erkek Lisesi’ndeki eğitim şekli hakkında geçmişten günümüze bir takım önemli açıklamalar yapıyor.

Bu röportajda bir hocanın, bir bilim adamının nasıl yetiştiğini, öğrencilerine faydalı olmak için emekli olana kadar ve hatta emekli olduktan sonra da nasıl çabaladığını göreceksiniz.

Kendi kurduğu fizik laboratuvarında okula, bilim dünyasına, öğrencilerine bir şeyler katmak için, her gün nasıl uğraştığına şahit olacaksınız. Bizzat kendi yaptığı deney düzeneklerini göreceksiniz.

Zaman, gerçekten de bilginin, bilimin ve profesyonellerin çağı. Sözüm özellikle anne babalara; her çocuk okuyup büyük adam olacak diye bir şey yok elbette, ancak her çocuk, bir konuda kendisini yetiştirip önemli bir adam olabilir diye bir gerçek var. Bize düşense her fırsatta bu gerçeğin altını çizmek.

Eğitimin, bilimin, kavganın, ideallerin, 34 yıllık Kabataş serüveninin diğer adı Cumhur Işın.

Tıpkı soyadı gibi; başlangıcı belli sonu belli olmayan dosdoğru birisi…

Buyurun burayı tıklayın seyredin ve varsa özellikle çocuklarınıza izletin.

Sabrın sonu ile


1 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …