Ana içeriğe atla

SABAH GAZETESİ YAZARI EMRE AKÖZ'ÜN, GRUP YORUM KONSERİ'NDE NE İŞİ VAR ?

Bugünkü yazım iki bölümden oluşmaktadır.

I. BÖLÜM’ü genele yönelik mahiyettedir ve herkesin okumasına açıktır.

II.BÖLÜM ise, Sabah Gazetesi yazarlarından Emre Aköz’ün okuması için hazırlanmıştır.

                                                    I.BÖLÜM (GENELE YÖNELİK)

Kaçıran okuyucularım olmuş olabilir. Birkaç cümle ile mevzuyu özetleyeceğim.

Kronolojik bir sapma olmadan şöyle aktarayım:

15 Nisan 2012 Pazar günü, Bakırköy Meydanı'nda bir konser vardı. Katılan sayısı ise yüz binlerlerdi. Yanlış duymadınız yüz binler. Konser ise Grup Yorum’a aitti.

Grup Yorum’a destek amacıyla konuk sanatçı olarak Zülfü Livaneli, “Ben Kalender Meşrebim”şarkısıyla tanıdığım Aylin Aslım’da oradaydı.

16 Nisan 2012 Pazartesi günkü Cumhuriyet Gazetesi ise bu konseri “Bağımsız Türkiye için” manşetiyle baş sayfadan verdi ve yüz binlerce kişinin havadan çekilmiş ihtişamlı bir fotoğrafını yayınladı.

17 Nisan 2012 Salı günkü Sabah Gazetesi’nde Emre Aköz ise bu konseri kastederek, “Livaneli ile Bekaroğolu o konserde ne arıyordu?” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Başta konuk sanatçı Zülfü Livaneli’ye sonra Aylin Aslım’a ve Cumhuriyet Gazetesi’ne verip veriştirdi. Aylin Aslım için ise daha ileri gidip “şuursuz” dedi.

Peki gerekçesi neydi ?

Yazısında;

“Grup Yorum, Dev-Sol geleneği içinde yer alan bir müzik grubu. Bu geleneği sürdüren insanların vardığı nokta, DHKP-C olarak, 9 Ocak 1996’da Sabancı iş merkezine girerek Özdemir Sabancı ve arkadaşlarını öldürmek oldu ” [1]

dedikten sonra, Zülfü Livaneli, Aylin Aslım ve Cumhuriyet Gazetesi’ni de eleştirerek şöyle diyordu Emre Aköz;

“Sabancı Suikastı’na rağmen bunu yapmaları bence ahlâki açıdan korkunç” [2]

Emre Aköz’e göre, konuk sanatçı olarak bu konsere katılmak da, Cumhuriyet Gazetesi’nin, konseri hem de manşetten o ihtişamlı fotoğrafla haber yapması da ahlâki açıdan korkunç.

1989 Mayıs ayında arkadaşım Burhan Okan Güner’in aldırdığı ilk kasetle tanıştım Grup Yorum’la. 23 yıldır da kesintisiz, soluksuz, aralıksız dinledim dinliyorum. İçinde onaylamadığım, burada yanlış yapmışlar diye düşündüğüm şarkıları elbette oldu.

Eh, 255 politik şarkının hepsinin içeriğini de onaylayamazdım elbette. Fakat iyi bir Grup Yorum dinleyicisi miyim? diye sorarsanız cevabım evet olur.

Ama şükür yaradana, ismini bile telaffuz etme gereği duymadığım bahse konu örgütle doğrudan ya da dolaylı, üstü açık ya da kapalı, sempatik ya da organik bir bağım, ilgim, ilişkim yoktur ve olmamıştır. Eh, en hızlı gençlik dönemlerimi de atlattığıma göre, bu saatten sonra da olmaz herhâlde?

Râhmetli Özdemir Sabancı ve diğer iki çalışma arkadaşının öldürülmesi ise, kim yaparsa yapsın bana göre acımasızca yapılmış terörist bir eylemdir.

Ha o konserdeki yüz binlerce insanın ne düşündüğünü bilmiyorum ama yine de yüz binlercesinin vicdan sahibi olduğunu ve bu eyleme karşı olduğunu tahmin edebiliyorum.

En azından Grup Yorum dinleyen arkadaş çevreme dayanarak bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Elbette militan bir kesim, gözü kararmışçasına tam gaz gidebilir ama benim düşüncelerim nasıl ki onları bağlamıyor, onların düşünceleri de beni ilgilendirmez. Aynı görüşte olmam olur biter.

Meselâ, 1 Mayıs 2010 tarihinde Taksim Meydanı’ndaki 1 Mayıs gösterilerinde yakasında Atatürk fotoğrafı olanlar insanlar da vardı, radikal sol örgütlerin flama ve amblemlerini taşıyan gruplar da. Yani herkesin bazı sosyal olaylara, toplumsal hareketlere ve kavramlara yükledikleri anlamlar farklı olabilir.

Ama Sabah Gazetesi yazarı Emre Aköz’e göre yüz binlerin tamamı tarihsel bir hata içinde. Hatta belki korkup çekinmese, o yüz binlerin, merhum Özdemir Sabancı’nın terörist bir eylemle katledilmiş olmasını onayladığını bile söyleyecek.

Madem katılımcılar korkunç bir iş yapıyorlar, Zülfü Livaneli, Aylin Aslım dışında, Aköz'ün mantığına göre ahlaki açıdan korkunç işler yapmış ve şuursuz daha kimler var biliyor musunuz?

Bunun için önceki yıllarda Grup Yorum'la omuz omuza vermiş yazar çizer ve sanatçılara bakmak yeterli.

“1990 Ağustos’unun sonlarına yaklaşırken Grup Yorum, bir grup aydınla beraber savaş karşıtı bir organizasyon oluşturmuşlardır. Basın toplantısında Yorumcular ve Rıfat Ilgaz’da vardı. " [3]

Hababam Sınıfı’nın yazarı merhum değerli üstad Rıfat Ilgaz’dan bahsediyorum.

Önceki yıllarda, Grup Yorum’un konserlerine konuk sanatçı olarak katılan, albüm kayıtlarında onlara destek veren, Mor ve Ötesi, Kubat, Leman Sam, Suavi, Tuncel Kurtiz (Ramiz Dayı), Bulutsuzluk Özlemi’nden Nejat Yavaşoğulları, Karadeniz’in sesi Fuat Saka, bir akordeon üstadı Muammer Ketencoğlu…

Sahi bunların hepsi korkunç işler yapmış insanlar mı?

Ya da Özdemir Sabancı’nın öldürülmesi gibi terörist bir eylemi sizce yukarıdaki isimlerden savunan, onaylayan, destekleyen olabilir mi?

Bu tablodan, Emre Aköz’ün İçişleri Bakanı Naim Şahin’le kol kola verdiğini anlamak hiç de güç değil.

Meselâ ben, şahıs olarak İbrahim Tatlıses’i, yaptıklarını sevmiyorum diye, o eski güzel türkülerini dinlemeyeyim mi?

Emre Aköz yazısında ipin ucunu kaçırmış, Bakırköy Halk Pazarı’ndaki Grup Yorum konserinden, Sabancı Suikastı'na, Susurluk Kazası’na, eski polis şefi Hüseyin Kocadağ’a kadar bir ilişki kurmuş ki akıllara zarar. Asıl bizim sormamız gerekiyor; sahi Emre Aköz, Grup Yorum Konseri'nde ne arıyor?

Aradığı ne?

Son tahlilde, Emre Aköz lüzumsuz bir şekilde soyut akıl yürütüp, garip illiyet rabıtaları kurmuş ve ortaya 17 Nisan 2012 Salı günkü ve bir facia diyeceğimiz o köşe yazısı çıkmıştır.

Türkiye kamuoyuna bir açıklama borçlu olduğu aşikârdır.

Sabrın sonu ile

                                              II. BÖLÜM ( ZAT’A MAHSUSTUR)

Sevgili Emre Aköz, kesin olan bir şey var; biraz matematik, mantık ve biraz da felsefe bilmen gerekiyor.

Yok öyle yüksek matematik falan değil bahsettiğim, temel birkaç teorem yeterli.

Bilmen gerek, çünkü bu kadar manâsız bir yazı ancak yukarıdaki bilim dallarından haberdar olmamakla mümkündür.

Sana matematikteki geçişme özelliğinden bahsetmem gerekiyor. Geçişme özelliğini kısaca ve genel olarak şöyle tanımlayabilirim. Kural şu:

Tanımlanmış bir ß bağıntısı, aşağıdaki koşulları sağlıyorsa, o ß bağıntısı için geçişme özelliği vardır denir.

A(x;y) € ß ve B (y;z) € ß durumunda, şayet C (x;z) € ß ise,

ß bağıntısı için geçişme özelliği vardır deriz.

Yukarıdaki satırın Türkçeleştirilmiş şekli ise şöyle:

A(x;y) ikilisi bir ß bağıntısının elemanı olsun,

B(y;z) ikilisi de aynı ß bağıntısının elemanı olsun,

Şayet C(x ; z) ikilisi de ß bağıntısının elemanı ise, ancak o zaman ß bağıntısının geçişme özelliği vardır deriz.

Yalnız, dikkatini çekerim, ancak ve ancak, C(x ; z) € ß olması durumunda ß bağıntısının geçişme özelliğinden bahsedilebilir.

Demek ki neymiş?

Matematiksel veriler ve mutlak gerçeklikler söz konusu olduğu durumlarda bile geçişme özelliğinden her zaman bahsetmek mümkün değilmiş.

Bunun için C( x ; z) € ß koşulunun mutlaka sağlanması gerekirmiş.

Peki, matematiksel mutlak gerçeklikler söz konusu olduğu durumlarda bile her zaman bahsedilemeyecek olan bu geçişme özelliğini, sen kalkıp nasıl olur da sosyal olaylara taşırsın?

Çünkü senin 17 Nisan 2012 Salı günkü Sabah Gazetesi’nde yer alan yazının matematiksel ve felsefi karşılığı aynen aşağıdaki gibidir :

"Her bağıntıda vardır şeklinde kesin olarak söylenemeyen matematikteki geçişme özelliğini, sosyal olaylardaki her bağlantıda kurup kullanırım. Yani tabii ki rasyonel bir düzleme oturttuğunuzda kurulmaz ama ben ne yapar ne eder kurarım. Nasıl mı ? Çok basit, gelin beni izleyin :

A(DHKP-C ; Grup Yorum) € ß ,

B(Grup Yorum; Grup Yorum Dinleyicileri) € ß ise,

Bu durumda;

C( DHKP-C; Grup Yorum Dinleyicileri ) € ß olmak zorundadır.

Türkçesi;

A( DHKP-C; Grup Yorum), DHKP-C ile Grup Yorum arasında ilişki var,

B(Grup Yorum; Grup Yorum Dinleyicileri), Grup Yorum ile Grup Yorum Dinleyicileri arasında ilişki var,

O zaman geçişme özelliği gereği, DHKP-C ile Grup Yorum Dinleyicileri arasında,

C(DHKP-C ; Grup Yorum Dinleyicileri) ilgisi kurulmalıdır."

Aközcesi; Grup Yorum dinleyenler ve sevenlerle, DHKP-C, Özdemir Sabancı suikastı arasında bir ilgi alâka vardır.

Bilimi, matematiği, felsefeyi, mantık kurallarını irrasyonel bir düzleme yatırıp hem de kastılı olarak ihlâl etmek her hâlde ancak bu kadar olur.

Pes, pes doğrusu.

Sabrın sonu ile

Bibliyografya:

[1]Emre Aköz, “Livaneli ile Bekaroğlu o konserde ne arıyordu?”, Sabah, 17 Nisan 2012, Salı, sf.6
[2]Ibid.
[3]Orhan Kahyaoğlu,Grup Yorum,25 Yıl Hiç Durmadan,CanSanatYayınları, Ekim 2010,1.baskı, sf.61


1 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

BUGÜN AREFE ( Mİ ) ?

Arefe günü, müslümanlar için dini bayramlarımızdan, yani ramazan ve kurban bayramından bir önceki güne verilen addır.
Hatta duvar takvimlerinden, basın yayın organlarına kadar, ramazan bayramından bir önceki güne de arefe günü dendiğini biliriz.
Ancak, islam dinine göre, arefe günü, aslında yalnızca kurban bayramından bir önceki güne denir.

Yani, ramazan bayramından bir önceki güne denmez.
Yanlış duymadınız.
Biraz açarsak ;
İslam inancına göre, Mekke'nin güneydoğusundaki Arafat Dağı, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yeryüzünde ilk buluştukları yerdir.
Kurban bayramında ifa edilen hac ibadetinin tam olarak yerine getirilebilmesi için ise, hacıların Arafat Dağı'nda topluca ibadet etmesi ve tıpkı mahşer gününü yaşar gibi o an orada bulunmaları gerekmektedir.
Bunu da arefe günü, anlayarak, hissederek yapmaları gerekmektedir.(Arefe : kelime anlamı itibariyle, anladı, kavradı, bildi demektir)
İşte en genel anlamıyla, Allah'ı anlamak, kavramak, kendine yakın hissetmek, bilmek, anlamına ge…