Ana içeriğe atla

DENİZ GEZMİŞ, ARKADAŞLARI VE 5 MAYIS' IN SIRRI NEDİR ?

Deniz Gezmiş 

Her zaman söylüyor olmam, kendimi tekrar ettiğim anlamına gelmesin.

Fakat  rakamlarla sosyal  olaylar arasında zorlama ilişkiler kurup, esrarengiz sonuçlara ulaşma gayretinin, insanoğlunun doğasında olduğunu her zaman söylerim.

İhtimâldir; işin içine biraz gizem katılmasından kaynaklanır bu tutum ve arayışlar.

Pozitif bilimlerle bir ilgisi var mıdır?

Elbette hayır.

Ancak, bugünden tam dört yıl önce, 5 Mayıs 2008 tarihli  ve Milliyet Internet sayfasında yayınlanan ‘Deniz Gezmiş, arkadaşları ve 5-6  Mayıs’ın sırrı ne? ’  başlıklı yazımda, sayılarla ilgili sıradışı bulduğumu varsaydığım bir noktaya işaret etmiştim.

Neydi o yazımda işaret ettiğim nokta ?

Kısaca;

Marksizmin  kurucusu  Karl Marx  5 Mayıs 1818’ de doğdu.

Marksist dünya görüşünü benimseyip, idam sehpasında bile ‘yaşasın Marksizm-Leninizm’in yüce ideolojisi!’ diye haykıran Deniz Gezmiş ve arkadaşları ise ne tesadüftür ki,  5 Mayıs 1972 gecesi sabaha karşı idam edildi.

İdam edilen Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının cezaevi arkadaşı  olan ancak daha sonra tahliye olan Erdal Öz ise, o dönem tanıklık ettiği tüm olayları  ‘Gülünün Solduğu Akşam’ adlı Can Yayınları'ndan çıkmış o meşhur eseriyle kitaplaştırdı.

İşte o  Erdal Öz, tedavi gördüğü hastanede  yine ne tesadüftür ki, 5 Mayıs 2006  tarihinde hayatını kaybetti.

Buraya kadar hepsi bir tesadüf mü o kadarını bilemem ama bu konuyla ilgili ilk yazımı yazdıktan sonra  geçen yıl yaşanan olay, pes artık dedirtecek kadar sıradışı.

O nedir?

İsmi, Deniz Gezmiş ve idam edilen arkadaşlarıyla özdeşleşen avukatları Halit Çelenk hayatını kaybetti.

Ne zaman?

Sık durun.

5 Mayıs 2011 tarihinde.

Cenk Koray' da 19 rakamıyla ilgili buna benzer bir kitap yazmıştı bir dönem. Sonrası malûm.

Yorum yapmıyor bir adım geri çekiliyorum.

Sabrın sonu ile

1 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

BUGÜN AREFE ( Mİ ) ?

Arefe günü, müslümanlar için dini bayramlarımızdan, yani ramazan ve kurban bayramından bir önceki güne verilen addır.
Hatta duvar takvimlerinden, basın yayın organlarına kadar, ramazan bayramından bir önceki güne de arefe günü dendiğini biliriz.
Ancak, islam dinine göre, arefe günü, aslında yalnızca kurban bayramından bir önceki güne denir.

Yani, ramazan bayramından bir önceki güne denmez.
Yanlış duymadınız.
Biraz açarsak ;
İslam inancına göre, Mekke'nin güneydoğusundaki Arafat Dağı, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yeryüzünde ilk buluştukları yerdir.
Kurban bayramında ifa edilen hac ibadetinin tam olarak yerine getirilebilmesi için ise, hacıların Arafat Dağı'nda topluca ibadet etmesi ve tıpkı mahşer gününü yaşar gibi o an orada bulunmaları gerekmektedir.
Bunu da arefe günü, anlayarak, hissederek yapmaları gerekmektedir.(Arefe : kelime anlamı itibariyle, anladı, kavradı, bildi demektir)
İşte en genel anlamıyla, Allah'ı anlamak, kavramak, kendine yakın hissetmek, bilmek, anlamına ge…