Ana içeriğe atla

ULUDERE, HÜKÜMET VE SONRASI

Son birkaç gündür duyduğumuz şehit haberleri, insanın canını yakmaya fazlasıyla yetiyor. Önceki günlerde bir astsubay evine giderken vurularak şehit edildi.

Dün ise Kayseri’de terörün acımasız yüzüyle bir kez daha yüzleşti Türkiye. Yine ocaklar söndü, yine canlar yandı.
Uludere’de içinde çocuk denecek yaştakilerin de olduğu 34 sivil vatandaşın öldürülmesini elbette o bölgede kol gezen terör ikliminden bağımsız değerlendiremeyiz.
Bunu şunun için söylüyorum; Türk Hava Kuvvetleri’ne ait savaş uçakları, Yunanistan sınırından Edirne’ye, çantalarında faturasız çay, kahve, tütün sokmaya çalışan (!) 34 tane Edirne’li köylünün üzerine bomba yağdırsaydı, hiç şüphe yok Türkiye ayağa daha farklı kalkardı.


Çünkü o bölgede Türk Silahlı Kuvvetleri’ne silah doğrultmuş ve terörist eylemler yapan bir örgüt yok.
Tabii bunu söylerken, güneydoğu bölgesi zaten vukuatlı, o yüzden ne yapalım arada olur böyle hatalar demeye getirmiyorum. Ya peki ne söylemek istiyorum?
Madem bir hata oldu, bunu açık yüreklilikle kabullenmek hükümeti küçültmez demek istiyorum.
Yarım ağız ifadelerle bu iş olmaz yani. Başbakan’ın dediği gibi, "hatamızı açıkladık, özrümüzü açıkladık" gibi söylemler, cılız kelime oyunundan başka bir şey değildir.
Herkes bilir ki, hata açıklanmaz “kabullenilir”, özür de açıklanmaz, “dilenir” !
Bir kere öldürülen 34 köylünün korucu ailesi olduğunu, AKP’ ye oy verdiğini biliyoruz. Cenazeler kaldırılırken ise, devletten doğan boşluğu değerlendiren BDP’nin gövde gösterisi ise ayrı bir konu.
İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin öldürülen 34 sivil için ‘onlar figüran, resmin bütününe başroldekilere bakmak gerekir, özür dilemeyi gerektirecek bir durum yok’ diyor. Başrolde ise PKK’ ya işaret ediyor.
İyi de, bir filmde başrol oyuncularının figüranlardan kat be kat fazla para aldığı bilinen bir gerçekse, hükümet, figüran dediği köylüler için ödediği tazminatın kat be kat fazlasını başroldeki terör örgütüne vermeyi düşünmüyordur umarım.
Şükür, AKP sözcüsü Hüseyin Çelik, kabinedeki arkadaşı İdris Naim Şahin’in yukarıdaki açıklamaları için ‘insani bulmadıkları’ açıklamasını yaptı.
Köylüler kaçakçıymış.
"İyi de salt o yörede değil, Urfa’nın göbeğindeki alanda akşam saatlerinde tezgahlar kurulur, yabancı sigaradan viskiye kadar, ne varsa satılır polisin gözleri önünde." [1]
Vergi ödemiyorlar, faturasız mal satıyorlar. İyi o zaman vergi vermeyen ve ücret karşılığı özel ders veren öğretmenlerimizin hepsi vergi kaçırıyor. Doğru mu? Doğru.
Hadi hepsini bombalayalım, içeri tıkalım ! Yetmedi, işportacıların hepsine ölüm !
34 köylünün, sadece nasıl vuruldukları belli…Keklik gibi.[2]
İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in ise, siyasi sorumluluktan kurtulmak ister gibi topu, Türk Hava Kuvvetleri’ne atması hiç etik değil.
Sen Türkiye Cumhuriyeti’nin yürütme erkinde görev alma onurunu taşıyacaksan, o onurun sorumluluğunu da hükümet dışındaki görevlilerin sırtına yüklemeye kalkamazsın İdris Bey.[3]
Ha 1956 Van, Özalp ilçesi 33 kurşun olayı, ha 2011 Uludere 34 sivil olayı. Sadece 1 farkı var.
Sabrın sonu ile
Bibliyografya: 


[1] Faşizmin Kanlı Yüzü, Hikmet Çetinkaya, Politika Günlüğü, Cumhuriyet, 25 Mayıs 2012 Cuma, sf.5
[2] İnsansız…Bekir Coşkun, Onuncu Köy, Cumhuriyet, 25 Mayıs 2012 Cuma, sf.2
[3] Yeni Mustafa Muğlalı Kim Olacak? Düz Yazı, Orhan Birgit, Cumhuriyet, 25 Mayıs 2012 Cuma, sf.7
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...