Ana içeriğe atla

UZUN BİR YOLCULUĞA ÇIKACAKLARIN DİKKATİNE



Kitap-kırtasiye malzemeleri satan yerler vazgeçilmezimdir.

Daha iyi yazı kalitesini nasıl tutturacağıma dair hep bir arayış içerisinde olduğumdan, kalem, kağıt, mürekkep ve hatta silginin hayatımdaki yeri bambaşkadır.

Kırkına yaklaşmış bir adamın, Teknik Üniversite'nin orta yerinde veya İstinye Park’ın göbeğinde boynunda asılı silgiyle gezmesinin başka nasıl bir açıklaması olabilir ki?

Bu tip malzemeler satan bir dükkâna girdiğimde bakarım; satıcı ‘buyrun’ diyor mu?

Şâyet derse hemen kaçarım, terk ederim o mekânı.

Kağıda, kitaba, kaleme, silgiye, mürekkebe uzanırken hür olmalıdır insan.

İstediği kalemi özgürce seçmeli, elindeki ya da oradaki bir karalama kağıdına rahatlıkla bir şeyler karalayabilmelidir.

Çok zamanlar küçük kırtasiyelerden bu sebeple hep uzak durmuşumdur. Bir çift göz üzerimdeyken, bu durumun yarattığı psikolojik iklim, oldum olası beni huzursuz etmiştir çünkü.

İhtimâldir, satıcı beni hiçbir zaman anlayamadığındandır tüm bunlar. Onlara göre ihtiyaç bellidir, altı üstü bir kağıt kalemdir satın alınan. Para verilir, satın alınır ve iş biter onlara göre.

Sahi bu kadar basit midir?

Değildir elbet.

Kalemi tuttuğun zaman, dokunun uyuşması gerekir. Bu tam bana göre diyebilmelisindir.

Müşterilerin faydalanması için konmuş minik karalama kağıdına attığın ilk çizik, onunla başlatacağın uzun nefesli bir seyahatin başlangıcı da olabilecektir kim bilir? Eh uzun sürecek bir yolculuğa âlelacele de çıkılmaz ki.

Evlâdiyelik kalem dedikleri başka ne olabilir ki?

Sen kalkıp özgürce bir eser kaleme alacaksan, geniş ufuklara kendini bırakacaksan, bunu yaparken kullanacağın materyalleri de özgür, huzurlu ve kimsenin seni izlemediği, kurcalamadığı bir ortamda seçmelisindir.

Kitap seçiminde de durum farklı değildir.

İşte bu yüzden, Beşiktaş’ta Kabalcı, Kadıköy’de Alkım Kitabevi, Maslak’ta Office-Store yeryüzündeki sanal Kâbem gibidir.




Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

BUGÜN AREFE ( Mİ ) ?

Arefe günü, müslümanlar için dini bayramlarımızdan, yani ramazan ve kurban bayramından bir önceki güne verilen addır.
Hatta duvar takvimlerinden, basın yayın organlarına kadar, ramazan bayramından bir önceki güne de arefe günü dendiğini biliriz.
Ancak, islam dinine göre, arefe günü, aslında yalnızca kurban bayramından bir önceki güne denir.

Yani, ramazan bayramından bir önceki güne denmez.
Yanlış duymadınız.
Biraz açarsak ;
İslam inancına göre, Mekke'nin güneydoğusundaki Arafat Dağı, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yeryüzünde ilk buluştukları yerdir.
Kurban bayramında ifa edilen hac ibadetinin tam olarak yerine getirilebilmesi için ise, hacıların Arafat Dağı'nda topluca ibadet etmesi ve tıpkı mahşer gününü yaşar gibi o an orada bulunmaları gerekmektedir.
Bunu da arefe günü, anlayarak, hissederek yapmaları gerekmektedir.(Arefe : kelime anlamı itibariyle, anladı, kavradı, bildi demektir)
İşte en genel anlamıyla, Allah'ı anlamak, kavramak, kendine yakın hissetmek, bilmek, anlamına ge…